• Yaklaşık 1 hafta önce kitap siparişi vermiştim. Diğerleri hâlâ hazırlanıyor gözükürken sadece “Hz. İnsan” kitabını kargoya verdiler. Kitabı okuduktan sonra bunda da bir hâyır varmış dedim. Belki hepsiyle beraber gelseydi okumayı erteleyip,şu an ki halet-i ruhiyemden mahrum kalacaktım. Yazarla ilk tanışmam,kendisi aynı zamanda bir dilbilimciymiş. Dilinin zenginliği kalemine yansımış,çoğu yerde türkçe sözlükten yardım aldım.
    Kelimeleri derinlemesine incelemesi, sorduğu sorularla farklı pencereler açması, insanı tüm canlılardan ayıran “düşün(e)bilme” yeteneği üzerine yazdıkları, hakikati,kavramayı, tevazûu,fakrı,bilmenin ıstırabını,Hüve’l Baki’yi,Hû’yu anlatışındaki naiflik ve yazılarının sonunda “Ey Talip!” deyişi(Talip:istekli,isteyen) yani ey öğrenmeye istekli olan sen diye hitap edişi beni fazlasıyla mest etti. Sizlerin de bu kitabı okuyup düşünme üzerine düşünmenizi dilerim.

    “Ey talip, asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksat da kalbi secdeye davettir.”

    “İdrakin mertebeleri vardır; herkes kendi idrakince hakkı ve hakikati idrak eder; bazıları hissen, bazıları hayalen, bazıları vehmen, bazıları da aklen...”

    “Yaşamak için bilmeye, bilmek için sormaya, sormak için cevaplamaya ihtiyaç vardır.”
  • Bir geyşa'nın anıları

    Burada anlatılanlar baştan aşağı kurgu olsada 1930-1940 yıllarının japonyasında bu ve benzeri geyşalardan çokça söz etmek mümkündür. Hatta iş belli bir yerde o noktaya geldi ki Geyşalığı sanat statüsünde görmeye başladılar. Ne var ki bu bir zamanların Amerikan hippi akımı gibi kısa ve parlak bir ışık etkisinde bir an yandı ve kayboldu. Zaten öyle de olmalıydı. Çünkü 2. dünya savaşından sonra hümanizm ön plana çıkarak "insan'a" tarihin en büyük değeri verildi. Dünya bu haldeyken japonya gibi savaş atlatmış ve kendini derhal toparlamaya çalışan bir ulusun da Geyşa gibi bir kavramla anılması düşünülemezdi.
    Gelelim Sayuri'nin dünyasına...
    Pek çok japonun adını duymadığı bir balıkçı kasabasında doğan sayuri ablası, anne ve babasıyla yaşamaktayken annesi ölümcül bir hastalığa yakalanır ve bu esnada bir tesasüf eseri bay tanakayla tanışır. Kısa sürede ablasıyla kyoto bölgesinde zengin iki aileye satılırlar. Abla genelev tarzı bir yerde çalıştırılırken Sayuri Geyşa olması için eğitilmektedir. Ablasını bulup beraber kaçma planı yapan iki kardeş Sayuri'nin evden kaçmak için çatıdan düşmesiyle gerçekleşemez. Abla kaçar fakat Sayuri hizmetçi yapılarak cezalandırılır. Bir gün yolda bir siparişi getirmek üzere giderken yaşı hayli geçkin olmasına rağmen çok yakılıklı olan biriyle karşılaşır. Bu bir elektrik şirketinin patronu ve başkanıdır. Başkan sayuri'ye bir mendil verir ve kızın hayatında köklü değişiklikler başlatan bu karşılaşma hikayenin sonunda açıklığa kavuşur.
    Sayuri'nin kalmak zorunda olduğu Okiyaya da Hatsumomo isminde henüz Geyşa olan birisi yaşamaktadır. Bu kişi zeki, kurnaz ve kafası gayet çalışan birisidir. Bir kaç defa sayuri'ye iftira atarak onun ağır şekilde borçlanmasını sağlamıştır. Hatsumomo'nun düşmanı olan mameha isminde başka bir geyşa sayuri'ye yardım etmek ve onun ablası olmak için anneden izin ister. Bir takım anlaşmalar sonucu mameha'nın isteği kabul görür. Ve sayuri bu günden itibaren gözde bir geyşa olmak için elinden geleni yapar. Tüm kalbur üstü kişilerle arasını yapar tanınıp sevilen ünlü bir isim olur. Savaş sırasında tüm etkinliklerini ve şaşaalarını kaybeden bu grup savaş sonu enteresan bir kyotayla karşı karşıyadırlar.
    Finalde ise Amerika'ya yerleşerek orada bir çay evi açan sayuri sonunda Başkana içinden geçenleri açabilmiş ve onun dannası olmayı başararak yıllar önce mendili aldığı günün tüm Gizemlerini çözebilmiştir. Bu sırada Anne ile başkan ölmüşlerdir...
    Hikayeyi kendi ağzından anlatan Geyşa sayuri, son satırlarını bay tanaka'yı anarak tamamlar. Mameha'nın Sayuri'ye söylediği şu hazin cümle kitabın ana temasıdır... "Mutlu hayatlarımız olsun diye geyşa olmuyoruz; başka seçeneğimiz olmadığı için geyşa oluyoruz."

    Gelelim bizdeki Geyşalığa...
    Bilirsiniz bizde bu kavramın tam karşılığı olamaz. Hele hele Osmanlı döneminde sözü anılamaz. Çünkü osmanlılarda kadının yeri ve konumu oldukça farklıdır. Osmanlı kadını rütbe ve payesi ne olursa olsun katiyen belli sınırlarda yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Bunun sebepleri başında İslam dinini yalan yanlış yerinden yaşamaya ve yaşatmaya çalışan güruh gelir. Bu kişiler öyle insanlardır ki içlerinden geçeni Kur'an ın emriymiş gibi anlatma alçaklığında bulunmuşlardır. Tamamı böyledir diyemeyiz elbette fakat büyük kısmı maalesef bu ve benzerini yaşatmış, halkı yanlış yönlendirmiştir. Son dönemde verilen fetvalar bunun en belirgin örnekleridir...
    Öte yandan Türk insanının inanç sistemi böylesi bir yaşantıyı karakteri gereği asla kabul etmeyeceltir.
    Son olarak naçizane bir fikrimi daha belirtmek isterim. Bu kitap öyle edebi yönden derin ve eğitici yada yönlendirici değil. Boş zaman değerlendirmekte birebir gibi geldi bana. Aksi düşünülerek okunmamalı bence. Şimdiden iyi okumalar...

    Vesselam...
  • Kitap siparişi vermek = Günümün mutlu geçmesi 😄
  • Allah'aımm güne kitap siparişi vermekle başladım çok mutluyumm ☁️🎈😁#iyikikitaplarvar
  • Arkadaşlar nadir kitap evi veya bkmkitap'dan alışveriş yapıp da sorun yaşayan oldu mu kitap siparişi verdim 1 hafta önce ne kargo takibim var nede bilgendirme mesajı ödemeyi de yapmıştım halbuki?