"Olduğumu sandığım kişinin çektiği acıların aşağı yukarı üçte biri kaçınılmazdır. Bu acı insan olmanın doğası gereğidir; özgürleşme peşinde koşarken doğa yasalarına bağımlı, geri döndürülmez zaman içinde, esenliğimize tümüyle kayıtsız bir evrende yaşlılığa ve ölümün kaçınılmazlığına doğru ilerlemeye mahkum, sezgili ve bilinçli varlıklar olmamızın bedelidir. Acıların üçte ikisiniyse kendimiz yaratırız ve evrensel açıdan bakıldığında, bunlar kesinlikle gereksizdir." (S.111)
Çok uzun zamandır kitapligimda bekleyen bir kitaptı Ada. Huxley'in Cesur Yeni Dünyası sonrası kalemini araştırdığım bir dönemde karşıma çıkmıştı. Cesur Yeni Dünya benim severek okuduğum bir kitap olmamıştı. Malesef ütopya, distopya, fantastik alem vs çok ilgimi çeken evrenler değil. Belki bu türe karşı iki elin parmağını geçmez kitap okumuşumdur ve içlerinde belki 1-2 tanesi aklimda kalmıştır.
Ada, Pala isminde bir ülke ütopyası. Oldukça ilginç bir yönetim anlayışı var. Huxley'in doğum kontrolü, çoğalma konusuna takık olduğunu düşünüyorum. Cesur Yeni Dünya'daki bu konuya dair uç düşünceler bu kitapta ailelerin isterlerse bir başka genetik koda sahip spermle döllenme ve doğacak çocukların da 20 farkli aile tarafından yetistirilme tarzi bir anlayışa bürünmüş. Bunun dışında çocuk eğitimi, sağlık, din, ekonomi, tarım vs konularında Budizm ve mitolojik ögelerin harmanlanmasiyla bambaşka bir tez öne sürülmüş.
Huxley'in kafası oldukca farkli çalışıyor. Yarattığı dünya bir bakıyorsunuz tam idealize bir tarzda, bir bakıyorsunuz sonuna kadar karşı çıkılması gereken bir tür! Onun okuyucuyu yoran kalemi bu kez bana daha fazla zevk verdi ve bu kitabi kesinlikle Cesur Yeni Dünya'dan daha fazla sevdim. Daha çok düşünce aktarımı, deneme tarzi bir kitap oldugu için hızlı okunmaya pek müsait degil. Hele de cumlelerin