Hu hu ben geldim! Sizi bugün Bozcaada‘ya götürüyorum. Kimler benimle gelmek ister? Hadi o zaman vapur kalkmadan yetişin. Şimdi sizi adanın en lezzetli mezelerini yapan nefis bir mekana götüreceğim. Kocaman iki kanatlı mavi kapıyı açıp tipik bir ada meyhanesine olan Adsız’da giriyoruz. Her yer rengarenk, özel dokunuşlarla dekore edildiği nereye baksanız anlaşılıyor. Masamıza birbirinden güzel yemekler ve enfes mezeler geliyor. Mutfağın kapısındaki kadını gördünüz mü? Kısacık saçları, kulağında sıra sıra küpeleri, ensesindeki dövmesi, düzgün fiziği ve derin bakan gözleriyle adımını attığı her yeri güzelleştiren bu kadın Melda, mekanın sahibi. İstanbul’da yaşıyormuş Melda, bir şirketin CEO’suymuş üstelik. Sonra ne olduysa her şeyi olduğu gibi bırakıp adaya yerleşmeye karar vermiş. Adsız ile yeniden başlamış hayatına sil baştan. Kendini mekana kaptırdığı ilk zamanlarda çok da mutluymuş. Sonra bir gün Seyfi gelmiş adaya. Seyfi hoş adam, bir program yapımcısı. Avucunda mavi boncuklarla gezen ve kadınlara bolca dağıtan tipik bir Casanova beyimiz. Ama Melda’yı görünce adama bir haller olmuş. Tabi Melda bugüne kadar gördüğü, etrafında dolanıp ona kur yapan kadınlar gibi değil. İki yattık kalktık diye bir ilişki kurgulayan kadın değil Melda. Bağımsız, özgür, dominant, akıllı, becerikli, güzel, seksi kısacası her şeyiyle farklı bir hatun. Öyle böyle çarpmamış Seyfi’yi . Hani neredeyse kendini kollarına bırakıp bundan sonra seninim, diyecek Seyfi Melda’ya. Aslında Melda da bakmayın öyle kuyruğu dik tuttuğuna, içten içe sahiplenmek ve sahiplenilmek istiyor bir yanı ama… Olmamış işte yapamamışlar. Çünkü ikisi de faniler dedikleri diğer insanlar gibi olmaktan, aşkı akışına yaşamaktan, gelişine kabul etmekten mutluluğu,hastalıklı bir şekilde korkmuşlar. Gitmeler, gelmeler,