Ergenliğimde ailevi yemek saatlerinden kaçmaya çalışırken annemin yokluğumu kınadığını -neredeyse yokluğumdan ürktüğünü- hatırlıyorum. Bizim inanmamızı istediği bir şey vardı ve başka yere gidersek işin gerçeğini öğreniriz diye korkuyordu. Başka yerlerde de yemek yiyebileceğimizi, ailenin tek hayat kaynağının bu ağaç olmadığını öğrenmemizden korkuyordu belki. Onun sunduğu yemeği reddetmek onu reddetmekti; aslında onun karşılayabileceği tek ihtiyacımızın ya da sunabileceği tek şeyin yemek olduğunu düşünüyordu belki. Aile yemekleri onlara inancımızı kaybedinceye kadar sofulukları ve şaşmazlıklarıyla bir kurumdu; sonra annemden ibaret olduklarını anladık, ama annemin ihtiyacı karşıladığı mı yoksa ihtiyaç mı duyduğu belli değildi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Dünya sürekli evrilirken aile aynı kalmaya çalışır. Güncellenir, yenilenir, modernleştirilir ama özünde aynıdır. Manzarada bir ev, hem barınak hem hapishane.”
Babam yıllar boyunca Isviçre saati gibi şaşmadan işe gidip gelmişti, annem ne kadar yasadışıysa babam o kadar meşruydu. Zaten annemin davranışını mantıksızlaştıran da babamın bu mantıklı tutumuydu; annemin kadınlığı dayatmaydı, sakaydı, ifrattı, bir sorundu ve çözümü de babamın işiydi. Kimsenin armağan gibi görmediği bir şey için nasıl minnet beklerdi? Hepimiz onun aracılığıyla hayatın amacına hizmet ediyorduk; annem dilsiz efendimizin, tabiatın müşkülpesent temsilcisiydi. O da tıpkı tabiat gibi armağanlar veriyordu ama tabiatta sırf minnetle hayatta kalmamız mümkün değildi. Onun armağanlarını evcilleştirmek, işlemek zorundaydık; giderek başarıları tek başımıza kendimiz sahiplenir olmuştuk. Uygarlıkla işbirliği içindeydik.
"Kocam da bana yardım ediyordu. Kendisi bu ifadeyi kullanıyordu, hâlâ da kullanıyor: O bana yardım ediyordu. Ben bölmelere ayrılmış çağdaş kadındım, her şeye sahip olan kadındım, kocam da öyle olmama, her şeye sahip olmama yardım ediyordu. Ama ben yardım istemiyordum, eşitlik istiyordum. Hatta bu yardım fikri sinirime dokunmaya başladı. Niçin aynı olamıyorduk? Niye kocam da bölmelere ayılamıyordu? Ayrıca bir erkeğin kendi çocuklarına bakması, kendi yiyeceği yemeği pişirmesi niçin yardım sayılıyordu? Yardım etmek, iyi bir çocuğun annesine yaptığıdır. Bir insan kendi sorumluluk alanı dışında bazı görevleri kendi iyi kalpliliğinden ötürü yerine getiriyorsa yardım etmiş sayılır.
Yardım tehlikelidir, çünkü insan
ekonomisinin dışında yer alır: Yardımın tek karşılığı minnettir"