(Sonuç kısmından alıntıdır.)
Yaptığımız bu araştırma göstermiştir ki, din-dışı te- mellerden 'duygu' ile temelendirilen ahlâk felsefelerinde ahlâkî hükümler, ferdî duyguların ifadesine indirgenmek- tedir. Bu sebepten doğrulanıp-yanlışlanmamaktadır. Do- layısıyla bu tür ahlâk anlaşıylarında genel geçer, objektif ahlâk doğrularından söz edilmemektedir. Objektif bir değer teorisini kabul etmeyen bu teorilerde, ahlâkî de- ğerler insanın zihnî bir ürünü olarak kabul edildiğinden, farklı mekân ve zamanlarda değişmeyen, yükümlülük yük- leyen mutlak ahlâkî değerlerden bahsedilmemektedir. Böy- lece, bütün insanlar için bağlayıcı temel ilkeleri olan kural koyucu (normative) bir ahlâk sistemi kurulmamaktadır.
Ahlâkî değerlerin, insanın sırf zihnî ürünü olarak kabul edilmesi insanlığın varolduğu günden bu yana ger- çekleştirmeye çalıştığı ahlâkî faziletleri, içi boş birer zarf du- rumuna düşürür. Böylece adâlet, zulüm, doğruluk, ya- lancılık gibi kavramların anlamları, kişiye ve bağlı olduğu topluma göre değişir. İşte bütün bunlar, kural koyucu (normative) bir ahlâk sisteminin ortadan kalkması de- mektir. Bu ise ferd ve toplum hayatından ahlâkın kay- bolmasının başka şekildeki ifadesidir. Çünkü bu durumda gerek ferd bazında gerekse toplum bazında gerçekleştirmek için gayret gösterilecek ahlâkî standart kalmayacaktır.
Sezgi ile temellendirilen ahlâk teorisinde ise, değerlerin objelere ait "tabiî-olmayan", tarif ve tahlil de edilemeyen ve fakat doğrudan doğruya kavranılan nitelikler olarak gö rülmesi "şüpheciliğin", kabulüdür. Bunun gibi temel ahlâk ilkelerinin doğruluk ve yanlışlığının "apaçık" bir şe kilde görülmesinin kabulü ise "ahlâkî relativizm"in be nimsediği bir esastır. Ahlâkî relativizm ve şüpheciliğin hâkim olduğu bir ahlâk anlayışında ise, evrensel karakterde temel