Doğrusu, bazen, başımıza çöken milli felaketi takdis edeceğim geliyor. Eğer böyle bir felakete uğramamış olsaydık, ben, şimdi, nerede ve ne idim? İstanbul’un herhangi bir mahallesinde, bu evin içinde, herhangi bir genç adam ki, gündelik hayatın kaygıları ve istikbale ait kısır tasavvurlar içinde bocalayıp durur. Halbuki, şimdi, burada, vatanın birtakım yeni şeyler kaynayan göbeğinde, bütün bir milletin ıstırabıyla yaşıyan ve bu ıstırabın içinde peşin bir bahtiyarım.
Her sabah, uyanınca –inanır mısınız– Ankara’da bulunmanın şerefini duyarım. Burada, her sabah, benimle beraber bir millet uyanıyor ve kendisini selamete götürecek olan kahramanın, başı ucunda, gülümseyerek durduğunu görüyor. İlk defa olarak, ömrümde ilk defa olarak, burada, kendi etimden, kendi kanımdan, kendi cevherimden bir cemaat içinde yaşadığımı hissediyorum.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Yarabbi, asker üniforması içinde her hareketi, o kadar şahsi, o kadar kusursuz olan bu adamı, sivil kıyafet, ne kadar acayipleştirmiş, salaklaştırmış, kendiliğinden ayırıp sunileştirmişti.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Bir Anadolu köylüsünün yüzüne hiç dikkatle baktığınız oldu mu? Bir Anadolu köylüsü diyorum; kadın olsun, erkek olsun, çocuk olsun, hepsinde öyle bir ifade görürsünüz ki bütün saffetine, sadeliğine, hatta basitliğine, iptidailiğine rağmen, vekârı, olgunluğu, derin ve ıstıraplı çizgileriyle sizi korkutur.
“Buraya gelirken yolda, dağ başında bir oduncu çocuğa rasgeldim. On yaşında var mıydı, yok muydu, bilmem. Fakat, gözlerinin içine baktığım zaman öyle ufaldım ki başımı önüme eğmeye mecbur oldum. Çocuk o kadar büyük bir hayat tecrübesiyle yüklü ve o kadar içten gelen bir irfan ile kavruktu ki, bunun karşısında bütün bildiğim ve öğrendiğim şeylerin hiçliğini anladım.AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Bir cins Arap kısrağı gibi, barut kokusu ve silah sesleriyle heyecana gelen Selma Hanım, silahını yanındaki nefere uzatan genç zabitin yanına yaklaşıp sordu:
“Muharebe, ne vakit başlayacak?”
“Pek yakında. Bu hafta içinde mutlaka bir taarruz bekliyoruz.”
“Beni de cepheye alın, beni de... Ne olur.”
Hakkı Bey genç kadını ilk defa görüyormuş gibi baştan aşağıya süzdü:
“Sahi, ister misiniz, size, Eskişehir hastahanelerinde bir vazife bulalım?” dedi.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Baş ucundaki zile bastı. Gelip kapıyı vuran hizmetçiye seslendi:
“Bu sabah, kahvaltıya lüzum yok. Bize sade bir çay getir. Ben yemeği dışarda yiyeceğim. Banyo hemen hazır olsun.”
Kocası hizmetçiye, kendisine dair içinde hiçbir şey bulunmayan bu emirleri verirken Selma Hanım, bileklerine kadar kolonya ile ıslattığı ellerine bakıyordu. Bu eller, hiçbir işe karışmaya karışmaya adeta yapma çiçek demetleri halini almıştı.AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu