Yol kenarlarında antik kentleri işaret eden kahverengi tabelalar, binlerce yıllık bir hafızayı sessizce taşıyorlar. Ancak insanlar çoğu zaman aceleyle geçip giderken bu işaretleri fark etmiyor. Belki de sadece gidecekleri yerlere odaklanıyorlar. Aslında o tabelalar, yalnızca bir yön göstergesi değil, geçmişin bugüne uzanan çağrısı diğer yandan. Taşlara sinmiş hayatları, unutulmuş hikâyeleri ve kadim medeniyetleri haber veriyor her biri. Günlük telaş içinde gözden kaçan her kahverengi tabela, aslında durup bakılsa insanı zamanın ötesine davet eden bir kapı özelliğinde. Fark edilmedikçe susar, fark edildiğinde ise toprağın altındaki bin yıllık sesi duyurur bizlere.
Seyahatlerde insanlar deniz, kum ve güneş üçlüsünü daha çok belki tercih ederler ama tarihin izinde yol almak kesinlikle çok heyecanlı oluyor. Antik kentlerin hangi uygarlıklar tarafından yapıldığı, neden inşa edildiği, hangi olaylara tanıklık ettiği ve gündelik yaşamlarına dair sosyal, kültürel, ekonomik ve politik zeminde nasıl yaşadılar tüm bunlarla ilgili fikir edinmek kesinlikle çok güzel.
Kitap da tam bu anlamda Çanakkale, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli, Uşak, Afyonkarahisar ve Kütahya’nın antik rotalarına götürüyor okuyucusunu. Oldukça detaylı bir çalışma olmuş. Benim çok hoşuma gitti. Her birinin dönemine uzanmak eminim sizler için de keyifli olacaktır. Kahvelerinizi hazır etmeyi unutmayın.