Bir çırpıda okuduğum harika risale. Çehov'un ölümünden sonra irrasyonalist filozof Şestov'un Çehov'un öykü anlayışını irdelediği kısa ama etkileyici bir kitap. Şu cümleyi aktarmadan yapamayacağım: "Çehov'un eğilimini tek bir kelimeyle tanımlayacak olsam, umutsuzluğun şairi olduğunu söylerdim." Oldukça çarpıcı bir tespit. Başka yerlerde de Çehov'un öykü anlayışının pesimizme yaslandığını biliyorduk ama bu tespit başka.
Çehov'un büyük anlatılardan nefret ettiğini ve öykü anlayışının 1888, 1889 yıllarında değişime, dönüşüme uğrayarak birdenbire irrasyonalist bir zemine oturduğunu Şestov'dan öğreniyoruz. Çehov'un biyografisi yazılsa bu dönüşüme neden olan şeyi merak ettiğini söyleyen yazar, o dönemde bunun ortaya konmasının zorluğunu anlatıyor.
Şestov, yukarıya aktardığım cümlenin devamında şunları yazıyor:" Israrla, hüzünle, tekdüze bir şekilde, yaklaşık çeyrek asır süren edebî yaşamı boyunca, Çehov hep aynı şeyi yaptı: Bir şekilde insanca umutlarını öldürdü. İşte bu, onun yaratımının özüdür diye düşünüyorum." Ne kadar çarpıcı ve keskin bir tespit. Yazarlık kariyerinde kolay kolay rastlanılmayan bir husus insanın genç yaşında hep kötücül olması, umutsuz olması, insanlığın iyimser bir geleceği olduğuna inanmaması. Kimi yerlerde Çehov'un nihilist eğilimli bir yazar olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. Çehov her türlü düşünceden arınmış ve yaşama dair olanlar arasındaki bağlantı düşüncesini de kaybetmiştir Şestov'a göre.
Çehov, çözümsüz olaylara, çaresizliğe, sonuçsuz kalan girişimlere ilgi duyar. Geleceğe inanmaz, iyimser değildir. Karakterlerini hep ortada bırakır, sonuçsuz kalır tüm girişimler.
Çehov bir itirafında her türlü düşünceyi içinde barındırdığı, zihninde tuttuğu hâlde, bunların her birinin birbirinden kopuk hâlde bulunduğunu itiraf eder. Bu kopukluğu bir zayıflık