Aşık MerdiveniOktay Rifat

·
Okunma
·
Beğeni
·
97
Gösterim
Adı:
Aşık Merdiveni
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
48
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yeditepe Yayınları
Dişli rüzgarlara karşı büyüttüm
Düşman gecenin içinde seni
Bir damlacık aydınlığım
Kalemime kağıdıma şavkı vuran
Avucumda koruduğum bugüne...
OKTAY RİFAT - AŞIK MERDİVENİ
https://www.youtube.com/watch?v=WoOsN28f42I

Aşık Merdiveni'yle ilk karşılaşmam, basamaklarına Lucky Luke ve Kaptan Swingleri serpiştirmiş bir sahafta oldu. Kılıksızdım fısıldadım merdiven arası dizelerine kitabın, olgundu sayfaları gibi, yaşlı şapkasını çıkararak hafifçe selamladı beni Orhan'dan ne haber dermişçesine, gülümseyerek taktı ardından şapkasını; gömüldü gömüldü şapkası gözükmeyinceye dek büzüldü aldı yerini diğer sarı sayfa ve eski kokuyu taşıyanların yanında. Bir gün tekrar karşılaşacağımdan habersiz, ama unutmayacağımdan emin olarak ayrıldım Aşık Merdiveninden.
...
Yollarımız tekrar kesişti.

Artık yanımda oturmuş bana kapıları, evvel zamanları, güz türkülerini, eşikleri, yaz pencerelerini anlatmaya başlamıştı; şekli bozulmuş rengi solmuş şapkasının, toriklerle tanıştığı günü anımsarken bu kadar eski olmadığından asla yakınmayacağını bildiğim o bakışlar kitap sayfalarının soluk renkleriyle muazzam çelişiyor, ''anlatacaklarım şapkam gibi zamana yenik düşmedi'' diyordu bunu ''Evvel Zaman İçinde'nin'' kelimelerinde bakışlarıyla bir bütün halinde görebiliyordum, şiiri okurken karşımda Oktay Rifat'ın kaleminin sayfalarda çıkardığı hafif hışırtıyı duyabiliyor aynı zamanda da Yaşar Güvenir dinliyordum.

''Her ağacın arkasından karşıma siz çıktınız
Öylesine çoktunuz ki bunaldım yalnızlıktan
Rüzgarınız esiyordu dağ taş deli gibi
Savruldu kulelere dayadığım merdiven

Her köşebaşından karşıma siz çıktınız
Öylesine yoktunuz ki ağladım deliye döndüm
Kanınızla incelen taşlar yüzüyordu
Eski denizleri andıran bulutlarda

Sayısız gitmiştiniz ne yazık
Evvel zaman içinde gibiydiniz
Uzandım yerden usulca aldım gökyüzünü
Siz atmıştınız''

Ben de ağladım, deliye döndüm. Yaşamak istediğim zamanlarda yaşadığımı tasavvur ettim öldü Ece Ayhanlar içimde, öldü Orhan Veliler, İnge Bruckhartların resimlerine bakamaz oldum, Eski Foça sahillerinde dolaşıp durdum yaşamak istediğim zamanlarda, evvel zamanların içinde gibiydim, bulutlar, gün batımları eski zamanlardaki gibiydi. Her köşebaşından karşıma ölümler çıktı durdu, varlığımın yalnızlığıyla ölmemişliğimle utandım. Faytonlar geçti Beyoğlundan, öylesine yoktu ki aradığım suretler hiç bitmesin istedim kağıdın üzerinde hışırtı, Oktay Rifat şapkasını hiç takmasın (çünkü yazarken çıkarıp masanın köşesine koyardı..) şapkası rüzgarda yitip giderse, gideceğini düşündüğümden faytona binip, hiç bitmesin istedim şiir yazma eylemi, her okuduğumda tekrar tekrar, tekrar yazıyordu. Eski Foça'da gün battı, ''uzandım yerden usulca aldım gökyüzünü'' sayfayı çevirdim
...
Neden eskileri sevdiğimi bir kere daha anladım yeni sayfada, Urladaydım, ''Yağmur Sabahı'' isimli nesrini yazıyordu şapkası başucunda şapkalı Oktay Rifat, o gün hava güneşliydi, bir yağmur yağmıyordu dışarda sayfalar Yağmur Sabahı mahmurluğunda, yağmur kokulu

''Usulca değiştiniz iki güneş arasında, saçlarınız uzadı, kaşlarınız, kirpikleriniz uzadı. Bu tüytüs ormanında elimi tutmadan zor bulurdunuz yolunuzu.''

Değiştik ama usulca mı dedim, saçlarım gittikçe kısalıyordu. İki gün arasında; o kadar yakın, o kadar da geri getirilemez zaman arasında olmuştu belki de her şey diye düşündüm. Güneş hep parlaktı, kurulu gibi ötüyordu kuşlar bunları Oktay Rifat yazıyordu, bense yolumu bulamamıştım elini tutmadığımdan.

İki güneş arasındaki zamanın sayısız güneş arası ve sonralarının toplamı olan ömürde bir Oktay Rifat yaşamıştı, yaşadığını hissederek ''Yaşadıkça'' diyordu:

''İyi gün gecesiz gün durmadan doğurduğum
Sonrasız aynalara yasladığım merdiven
Çiseliyor üstüme dallarının altında
Ev-sokak-yüz-güneş kırpıntıları''

Sayfa numaraları yazıyla yazılmış kırk sekiz sayfalık kitap beni ne hale getirmişti. ''Bu kitap 1958 yılı Aralık ayında, İstanbu'da Yeni Matbaa'da basılmıştır.'' diye ekliyordu yayınevi, ''BU KİTAP 1958'in Aralığında basılmıştır, 2017 yılında yaz aylarında okunması kış mevsiminde hissettirebilir, Yaz Penceresi adlı şiir adını yadsıyabilir; sizi yaz penceresinden bahar sazlıklarına baktırabilir, yaşanmamış dünlerinizin anılarına dokundurabilir, yaşanamayacak yarınlarınıza kadeh kaldırabilir, bugün bu şiirleri okurken, bugün dışında her şeyi hissettirebilir gramofonlarda ve viyolonsel çığlıklarda kekremsi bir burukluk kitap bitiminde boğazınızı yakabilir. Tanımadığınızı düşündüğünüz şapkalı bir adam evinize girebilir. Kapıların ardınızda kalması artık size değil kapılara hüzün verebilir: ''Sen'' tanımınızı değiştirebilir.. Ve bütün bu hissiyatı güzel bir kokuyla elinizdeyken sarı sayfalarda, kitaplığınızdayken turuncu kapağının arasında, düşüncelerinizin peşi sıra giderken bulabilirsiniz demiyordu. Mağrur bir kamburlukla kitap, bunları demeyen yayınevine de sitem etmeden ''On Beş Günlük Fikir Ve Sanat Gazetesi'' bünyesi içinde anlaşılmayı beklemeksizin, oturuyordu. Yalnızca oturdu. Zamanında dolaşmış, balık tutmuş, güneş batırmış, tuttuğu balıkları yollara döşemiş, yüzler görmüş; beyaz yüzler ''ölümsüz zencilerin beyazlığı'' demiş, eşikler yazmıştı. Şimdiyse sadece oturuyordu ve ''bir oturmak'' beni dehlizlere sokmuştu, üstü kapalı geçitlerden iskelelerde buldum kendimi, karşımda engin turuncu, oturmuş yazıyordu. Her okuduğumda yazdı.

''Seni iniyorum Yüksekkaldırım'dan
Seni dolaşıyorum insanların içinde
Düşünüyorum düşünmek boş
Seni bakıyorum en iyisi
Seni toriklerin mavisinde
Seni sandal
Seni martı
Seni Köprü'nün direkleri
Seni yoksul kişi boynu bükük
Bir kadın geçiyor yanımdan
Bir sen varsın senden öte
Seni geçiyor
Seni gidiyor''

48 sayfalık bir şiir kitabı okumuştum, Oktay Rifat'ın iki dizesinde verebildiği duyguları sayfalarca kirlettiğim nesirlerimde veremiyordum.
Gözlerim torik mavisi arıyor şimdilerde denizlerde, yeni ''sen'imle'' dolaşmaya çıktım sokaklarda. Urla'ya gittim, Eski Foça'da günü yitirdim şapkalı yaşlı bir adamla, şapkası hep soluktu; günlerce Foça'da günü batırmışızcasına tozluydu, yıllarca birlikte seyahat etmişiz de başından hiç çıkarmamışçasına tozluydu.
Tuttum Orhan Veli'nin yanına oturttum şimdilik ''sen beni bekle, bu Garipçilerden Orhan Veli dedim, seversiniz birbirinizi siz iyice anlaşırsınız.'' ... ''..O'nun esvapları da tozludur, soluktur, yaşanmışlık kokar..''

Şimdilerde şapkasız biriyim; şapkasız bir kadın taşıyorum yanımda. Ardımda bıraktığım, ardında kaldığım yalnız kapılara, zavallı kapılara da hüzünleniyorum, arnavut kaldırımı görüp seviniyorum, bir mavi gördümse torik mavisidir diyorum, bazı yerler tasavvur ediyorum caddelerine balık isimleri taktıkları, bazı yerler diyorum, hep arnavut kaldırımlı caddelerinde güneş yanığı tenlerinde içlerinde öldürmedikleri zenci beyazlığı taşıyan delikanlılarla dolu, bazı bazı düşünmek boş ''yaşadıkça'' diyorum, genç kızlar hayal ediyorum ''görür görmemezlikten gelir; bilir bilmemezlikten gelir sevda üçgenlerini havada.'' Bakıyorum gün yitmiş önümde, önümden az evvel geçmiş engin turuncunun izi, hep az evvel gitmiş gibi. Turuncu görmedim demem diyorum kendime, ''iyi mi?''

''Bütün karanlığı versem size giden geceyi
durduramazsınız
Işır odamızın havası kaçar çeşmelerinizden
durduramazsınız
Ben denize bakarım sandalca uzaktan
Siz yüzersiniz bir kuş uçar bir gemi geçer
durduramazsınız''
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşık Merdiveni
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
48
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yeditepe Yayınları
Dişli rüzgarlara karşı büyüttüm
Düşman gecenin içinde seni
Bir damlacık aydınlığım
Kalemime kağıdıma şavkı vuran
Avucumda koruduğum bugüne...

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Ilayda Caner

Kitap istatistikleri