İlk kitapta; Cat ve Griffin "Birlikte yaşayacağız ya da denerken öleceğiz." Diyip kalbimizi fethettiler ama ikinci kitaba öyle bir giriş yaptılar ki biz ne okuyoruz ya dedik. Kırılan vazolar, ezilen kalpler yoksa paramparça olan yatak mı dersiniz? Tam bir kasırga...
Off! Biri bize hatırlarsın da Griffin'i asla kızdırmayalım. Ben korktum sizi bilemem :)
Şaka bir yana hadi serinin ikinci kitabına şöyle üstten bir bakalım.
İlk kitabı okuyanlar konuya hakim. Mitolojik öğelerin bol bol yer aldığı, Tanrılar ve daha bir çok olağanüstü yaratığa rastladığımız romanda Griffin ve Cat, barışı getirmek için krallıkları birleştirmeye bu kez gerçekten kararlı. Fakat bu kez tek engel Cat'ın kendine olan güvensizliği de değil. Yorucu zorlu bir yol ve bu yolda Tanrıların yardımı olsa da ödenecek bedeller var...
Eleştirecek çok şey buluyorum ama seviyorum bu seriyi. Bu kitabı da sevdim. Karşılaşılan zorluklar biraz fazlaydı ki bir yerde sonra gerçekten sıkılabiliyor insan ama yine de akıcıydı. Ve bana biraz gereksiz cinsellik eklenmiş gibi geldi. Sanki biri sevgili yazarımıza ilk kitapta azdı demiş de acısını burada çıkarmış gibiydi. Özellikle Kato'nun Buz Düzlükleri'ndeki sahnesi biraz zorlama gibiydi. Yani ne gerek vardı.
Ama geri kalını... Off!! Çok eğlenceli, çok ateşli, çok tatlıydı.
Muhteşem bir giriş olduğunu zaten söyledim. Kato'nun mağarada Cat'i hayalet sanıp konuştuğu sahne hem beni kahkahalara boğdu hemde böyle yumuşacık yaptı.
Hele o "Soyun" dedikleri yer tam bir komedi tufanı. Birde Katalanta ve Cat'in kafiyeleri var.
"Tırmanacağım ben, kafiyemi yapacaksın sen?"
S.206)
Jocesta ve Flynn için ne kadar sevindiysem Canver için o kadar parçalandım. Bir hayaletin izlerini takip etmek çok acı.
《Carver. Durmadan flört eden, rahatça gülümseyen Carver... Hepsi bir yalan, süslü