Tasavvufun Hakikatleri

Avarifü’l Mearif

Şihabüddin Ömer Sühreverdi
Tahmini Okuma Süresi:
20 sa. 10 dk.
Sayfa Sayısı:
712
Basım Tarihi:
3 Ocak 2017
İlk Yayın Tarihi:
2004
Yayınevi:
Saadet Yayınevi
Orijinal Adı:
Avarifü`l-Mearif
ISBN:
9789757640097
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·712 syf.·
Beğendi
·
2021 2. kitabı
Kitap tasavvufun en büyük eser ve kaynaklarından,yazarı çok değerli bir âlim,ben dini eserlere yeni yöneldiğim dönemde okudum yani bilinçsizce oldu maalesef,fakat sıfır fayda sağladım da diyemem gereken yerleri aldım kendimce,ama tavsiyem tasavvufu iyi bilen biri eşliğinde okunması,ki zaten aslında bu kitabın görevini bir mürşid yol gösterme vasfı ile müritlerine yapar ama günümüzde bu zor bulunduğu için çoğu kişi bu kitaplar vasıtası ile tasavvufa ilgi duyup o yolda ilerlemeye çalışıyor
Din
Avarifü’l MearifŞihabüddin Ömer Sühreverdi · Saadet Yayınevi · 2017102 okunma
10/10
·710 syf.··
2017 99. kitabı
Öncelikle kitabın gerçek adı "Avârifû'l Meârif" tir. Avârif marifet, Meârif ise bilgi, malumat, hakikat gibi manalara gelmektedir. Yani marifet bilgisi, marifet hakikati gibi bir mana ortaya çıkıyor. Kitab tasavvuf ıstılahatında kelimeleri, yaşanan halleri açıkladığı için Gerçek Tasavvuf olarak neșredilmiștir ve bu çok isabetli olmuştur. Çünkü tasavvufta olmayan bidatleri reddettigi ve açıkladığı için Gerçek Tasavvuf ismi çok yerindedir. Kitabın Muellifi İmam Șıhabüddin Sühreverdi kuddise sırruhu Sühreverdiyye Tarikinin piridir. Kitap tasavvuf yoluna girip, seyru sülük yolunda daha fazla malumat isteyenlerin çok istifade edeceği harika bir eserdir. Kitaba tasavvufun ilmihali desek pekte yanlış bir kelime kullanmış olmayız. Kitabı okumak isteyenler semerkand yayinevinden çıkan baskısını almalarını tavsiye ederim. Okuyup, anlayıp amel etmek temennisiyle..
Din
Gerçek TasavvufŞihabüddin Ömer Sühreverdi · Semerkand Yayınları · 2018102 okunma
10/10
·681 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
621 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2022 07:33
Tasavvuf düşüncesinin sistematize edildiği çağlara ait bu eser hâlâ önemini korumaktadır. Semerkand Yayınevi bu muhteşem eseri Gerçek Tasavvuf adıyla yayımlayarak kültür dünyamıza önemli bir katkıda bulunmaktadır. Sühreverdî bu eseri niçin yazdığını şöyle açıklamaktadır: "Bu kitabımla velîlerin, sufîlerin yolunun Kur'an ve sünnet yolu olduğunu, yaptıkları her işin mutlaka bir delili bulunduğunu ve onların, yaşadıkları sürece Allahın dinini ayakta tuttuklarını göstermek istedim.?
Din
Gerçek TasavvufŞihabüddin Ömer Sühreverdi · Semerkand Yayınları · 2018102 okunma
Gerçek Tasavvuf
Puan vermedi·722 syf.··
2022 43. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2022 00:00
Gerçek Tasavvuf manevi bir reçete aslında Tanımı haricinde kendi kelimelerimle Tasavvuf;Peygamberimiz(s.a.s.)in,Allah dostlarının,sahabe-i İkramın yaşam biçimi, Allah'a olan muhabbet ve özverileri,onun rızasını elde etmek için yapılan ya da yapılmayan her türlü eylem, coşkuyla yaşanılan tarifi imkansiz bir hissi güç diyebilirim.. Kur'an ve sünnet ışığında ,Sâdat-ı İkram'dan örneklerle tasavvufun tüm inceliklerinin anlatıldığı önemli birkaç eserden biridir. Meraklısı için kesinlikle tavsiyemdir.
Din
Gerçek TasavvufŞihabüddin Ömer Sühreverdi · Semerkand Yayınları · 2018102 okunma
DERVİŞLİK DEDİKLERİ
9/10
·710 syf.··
Beğendi
·
2021 304. kitabı
Derviş ne demektir, nasıl olmalıdır? CEVAP Derviş, tasavvuf talebesi demektir. Allahü teâlâdan başka her şeyi gönlünden çıkarıp, İslamiyet’e tam uyarak, gönlünü yalnız Allahü teâlâya bağlayan; güzel huylarla süslenmiş kimse demektir. Fakirlikte rahat, zenginlikte sıkıntılı olur. Olayların değişmesi, onu değiştirmez. Başkalarının kusurlarına bakmaz. Hep kendi kusurlarını görür. Kendini hiç kimseden üstün bilmez. Dost, düşman, herkesi güler yüz ve tatlı dil ile karşılar, hiç kimse ile münakaşa etmez. Herkesin özrünü kabul eder. Dervişlik kılık kıyafet işi değildir. Onun için denmiştir ki: Dervişlik olsaydı tac ile hırka, Biz dahi alırdık otuza kırka Dervişlik, kalb kırmamaktır. Bunu yapabilen, Allahü teâlânın rızasına kavuşur. Dervişlik, bir gönül işidir. Gönlünü Allah sevgisiyle dolduran ve her türlü işini bu sevginin gereklerine uygun yapan, İslam büyüklerini seven, onların terbiyesini kabul eden herkes derviş demektir. Sözünde sadık bir derviş, daima Allahü teâlânın büyüklüğünü, Ona karşı kulluğunu, küçüklüğünü düşünür. Kalbi kırık olarak hep Ona yalvarır. Yalnız Ona sığınır, yalnız Ondan yardım bekler ve kulluk vazifelerini tam olarak yapar. Kulluk vazifelerini yapmak demek; İslam dininin emir ve yasaklarına tam uymak, her zaman Allahü teâlânın rızasına uygun olarak iş yapmak demektir. Tasavvuf İslamiyet’ten ayrı bir yol değildir. İslamiyet’e tam uyan sofi olur. İslamiyet’e uyabilmek için de, ehl-i sünnet itikadını, fıkıh bilgilerini iyi öğrenmek lazımdır. Bu zamanda, gerçek tasavvuf ehli bulmak zordur; ama sahteleri çoktur. Sahtelerine aldanmayıp, hakiki olanların kitaplarını okuyarak, onlardan istifade etmeye çalışmalı. Tasavvufta ince ve nazik edepler vardır. Herkes, bu edebe riayet edemez. Onun için de gerçek sofi, gerçek derviş azdır. Büyük zatlar
Tasavvuf
Gerçek TasavvufŞihabüddin Ömer Sühreverdi · Semerkand Yayınları · 2018102 okunma

Yazar Hakkında

Şihabüddin Ömer SühreverdiYazar · 4 kitap
Şihâbüddin Sühreverdî, İran’ın Irak-ı Acem bölgesinin kuzey-batı köşesinin Cibal eyaletinde, Zencan’a bağlı küçük bir kasaba olan Sühreverd’de doğdu. Doğum tarihi ile ilgili olarak kaynaklarda genellikle kabul edilen rivayet, talebelerinden İbnü’n-Neccâr’ın bizzat kendisinin ağzından tespit ettiği 539 hicrî yılı Recep ayının son ve Şaban ayının ilk gecesi (27 Ocak 1145) Cumartesidir. Hz. Ebû Bekir’in soyundan geldiği için Bekrî, Teymî ve Kureşî nisbeleriyle anılır. Lakap ve nisbelerindeki benzerlik sebebiyle zaman zaman Sühreverdî el-Maktûl diye tanınan Şehâbeddin Yahyâ b. Habeş ile karıştırılır. Birçok âlim ve sûfî yetiştiren seçkin bir aileye mensuptur. Babası Ebû Ca‘fer Muhammed, amcası Ebü’n-Necîb Ziyâeddin Abdülkāhir ve büyük dedesi Ammûye lakabıyla meşhur Abdullah b. Sa‘d, Sühreverdî nisbesiyle anılan âlim ve sûfî kişilerdir. Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde okuyup bir süre aynı medresede müderrislik ve Kasr Camii’nde vâizlik yapan babası Sühreverd kadısı iken bir iftira sonucu idam edildiğinde Sühreverdî henüz altı aylık bir çocuktu. Sühreverdî on altı yaşlarında Bağdat’a amcası Ebü’n-Necîb’in yanına gitti. Burada ondan ve çeşitli hocalardan ders okudu. Şâfiî fıkhını amcasının arkadaşı Ebü’l-Kāsım b. Fadlân ve Ebü’l-Muzaffer Hibetullah b. Ahmed eş-Şiblî’den tahsil etti. Ebü’l-Feth İbnü’l-Battî, Ma‘mer b. Fâhir, Ebû Zür‘a el-Makdisî, Ebü’l-Fütûh et-Tâî gibi âlimlerden hadis, fıkıh ve diğer ilimleri öğrendi. Önceleri kelâm ilmine meylettiyse de amcasının arkadaşı olan Kādiriyye tarikatı pîri Abdülkādir-i Geylânî’nin tavsiyesiyle bundan vazgeçti. Abdülkādir-i Geylânî (ö. 1165-66) ve amcası Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî’nin (ö. 1168) vefatından sonra bir mürşid arama amacıyla Basra’ya gitti. Burada bir müddet Ebû Muhammed Abdullah el-Basrî’nin sohbetlerine devam eden Sühreverdî’nin Basra körfezinde Abadan’da abdal diye anılan erenlerle görüştüğü ve Hızır’la sohbetlerde bulunduğu rivayet edilir. Yine orada Ebü’s-Suûd el-Bağdâdî’nin sohbetlerine katıldı. Uzunca bir süre halvete girdi. Daha sonra Bağdat’ta amcasının Dicle nehri kenarındaki tekkesinde ve 1194 (h.590) yılında Makber mahallesinde vaaz ve irşada başladı. Etkili konuşmaları sayesinde geniş bir kitlenin ilgisini çekti ve birçok kişi kendisine intisap etti. Halife Nâsır-Lidînillâh’ın onu ziyaret ettiği ve Merzübâniyye Tekkesi’nde baş başa görüştükleri kaydedilmektedir. Halife onu kendi adına yaptırdığı tekkeye şeyh tayin etti. Bu dönemde Nâsıriyye, Bistâmiyye ve Me’mûniyye tekkelerinin şeyhliği de şeyhü’ş-şüyûh unvanıyla anılan Sühreverdî’ye aitti. Halife Nâsır-Lidînillâh döneminde fütüvvet teşkilâtının organize edilmesi çalışmalarında öncülük eden Sühreverdî hilâfet merkeziyle beylikler arasında bazı elçilik görevlerinde bulundu. Dımaşk’a (Şam'a) Eyyûbî Sultanı el-Melikü’l-Eşref Mûsâ’ya elçi olarak gittiğinde çok iyi karşılandığı ve kendisine büyük bir saygı gösterildiği söylenir. 1217’de (h.614) 400.000 kişilik bir orduyla Bağdat’ı almak üzere yola çıkan Hârizm Sultanı Muhammed b. Tekiş’i bu fikrinden vazgeçirmeye muvaffak olamadı, fakat yağan kar yüzünden Hârizm sultanının ordusu telef oldu. Bunun üzerine Bağdat’ı işgal etmekten vazgeçip geri döndü. Sühreverdî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin babası Bahâeddin Veled’in 1220 (h.617) yılında Bağdat’a gelişinde kalabalık bir halk kitlesiyle onu karşılamaya çıktı. 1221’de (h.618) halifeden aldığı menşûru Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad’a götürdü. Bu yolculuğu sırasında Malatya’da Necmeddîn-i Dâye ve Konya’da Bahâeddin Veled ile görüştü. 1231’de (h.628) hac için Mekke’de bulunduğu sırada sultânü’l-âşıkīn lakabıyla tanınan mutasavvıf şair İbnü’l-Fârız ile tanıştı. Bu esnada İbnü’l-Fârız’ın oğullarına ve Mısırlı Ziyâeddin Îsâ b. Yahyâ el-Ensârî es-Sebtî’ye tarikat hırkası giydirdi. Son zamanlarında gözlerini kaybetmesine ve kötürüm olmasına rağmen müridlerinin yardımıyla cuma vaazlarına çıkmaya devam eden Sühreverdî, 26 Eylül 1234’te (1 Muharrem 632) vefat etti, cenazesi ertesi gün Verdiye semtindeki türbeye defnedildi. Vefatından sonra tarikatını sürdüren oğlu Ebû Ca‘fer İmâdüddin Muhammed b. Ömer es-Sühreverdî, İbnü’l-Cevzî, İbn Asâkir, İshak b. Nehhâs gibi âlimlerden hadis okumuş, babası gibi diplomatik seyahatler yapmış, babasının "Avârifü’l-maʿârif" ve amcası Ebü’n-Necîb’in "Âdâbü’l-mürîdîn" adlı eserlerinden faydalanarak kaleme aldığı, tarikatın âdâb ve erkânına dair "Zâdü’l-müsâfir ve edebü’l-ḥâḍır" adlı eser (Köprülü Ktp., nr. 1603/2, vr. 11b-58a) Sühreverdiyye mensupları arasında ʿAvârif’ten sonra önemli bir kaynak olmuştur. Eserleri: 1. "Avârifü’l-maʿârif" - Tarikatlar döneminde yazılan ilk eserlerden olup Sühreverdî’nin en önemli kitabıdır. Çeşitli baskıları ve tercümeleri bulunan eser son olarak Edîb el-Kemdânî ve Muhammed Mahmûd Mustafa tarafından neşredilmiş (I-II, Mekke 1422/2001), Farsça’ya (trc. Ebû Mansûr İsfahânî, Tahran 1985) ve Türkçe’ye (trc. Yahya Pakiş – Dilâver Selvi, İstanbul 1988) tercüme edilmiştir. 2. "Nuġbetü’l-beyân fî tefsîri’l-Ḳurʾân" - Sühreverdî bu eserinde zâhirî mânaya ağırlık vermekle birlikte yer yer işârî tefsire de girişmektedir. Eserde Fâtiha’dan başlamak suretiyle âyetlerin belli bir sıra içinde, fakat yer yer atlanarak tefsir edildiği görülmektedir. Eserin müellifi hayatta iken istinsah edilen 1213 (h.610) tarihli, baş tarafında Sühreverdî’nin el yazısıyla bir icâzetnâme bulunan nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir (Beşir Ağa, nr. 24). Nuġbetü’l-beyân üzerine Yaşar Düzenli tarafından doktora tezi yapılmıştır (Şihâbuddin Sühreverdî ve Nuğbetü’l-Beyân fî tefsîri’l-Kur’ân Adlı Eserinin Tevbe Suresine Kadar Tahkiki, 1994, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü). 3. "Reşfü’n-neṣâʾiḥi’l-îmâniyye ve keşfü’l-feżâʾiḥi’l-Yûnâniyye" - Sühreverdî’nin Gazzâlî’nin yolunu izleyerek filozofları tenkit için kaleme aldığı eser muhteva ve üslûp bakımından "Tehâfütü’l-felâsife"ye benzemekle birlikte onun kadar güçlü değildir. Devrin halifesi Nâsır-Lidînillâh’ın bu eserden çok istifade ettiği söylenir. Angelika Hartmann 1982’de yaptığı doçentlik teziyle bu eseri neşre hazırlamış ve bir makalesinde 1986 yılında basılacağını haber vermişse de (bk. bibl.) yayımlanıp yayımlanmadığı bilinmemektedir. Sühreverdî üzerine Ezher Üniversitesi’nde yüksek lisans tezi yapan (1985) Âişe Yûsuf el-Mennâî daha sonra Reşfü’n-neṣâʾiḥ’i neşretmiştir (Kahire 1999). Eser Muînüddîn-i Yezdî (ö. 789/1387) tarafından Farsça’ya çevrilmiştir (nşr. Necîb Mâyil-i Herevî, Tahran 1365 hş./1986). 4. "İrşâdü’l-mürîdîn ve mecdü’ṭ-ṭâlibîn" (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1397/1). 5. "İʿIâmü’l-hüdâ ve ʿaḳīdetü erbâbi’t-tüḳā" - Tasavvuf ve ilm-i kelâma dair on bölümden oluşan eserin Mekke’de yazıldığı belirtilmektedir (nşr. Abdülaziz es-Seyrevân, Dımaşk 1996). 6. "er-Raḥîḳu’l-maḫtûm li-ẕevi’l-ʿuḳūl ve’l-fühûm" - İlâhî sırlara dair bir eserdir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2682/1, Hâlet Efendi, nr. 814/8, Şehid Ali Paşa, nr. 1377/3; Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1821). 7. "Risâletü’s-seyr ve’ṭ-ṭayr. Tecellî" - Seyr, tayr ve sülûk konularının anlatıldığı küçük bir risâledir (Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, nr. 428/3, Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 2023/9; Köprülü Ktp., nr. 1589). 8. "Veṣâyâ" - Sühreverdî’nin oğluna ve müridlerine yaptığı vasiyetlerden oluşan birkaç varaklık bir risâle olup (Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, nr. 428/4, Şehid Ali Paşa, nr. 1396; Köprülü Ktp., nr. 329/5) Muhammed Şirvânî tarafından Farsça’ya çevrilerek Arapça’sıyla birlikte neşredilmiştir (Câvidân-ı Ḫıred, Tahran 1396 hş., II/2, s. 31-37). 9. "Ceẕbü’l-ḳulûb ilâ muvâṣalâti’l-maḥbûb", (Halep 1328) 10. "Evrâdü’s-Sühreverdî" - Talebelerinden Ali b. Ahmed el-Gūrî’nin şerhettiği bir nüshası Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’ndedir (nr. 550/2). 11. "Sünûḥu’l-fütûḥ bi-ẕikri’r-rûḥ" - Dört beş varaklık bu risâlenin Köprülü Kütüphanesi’ndeki nüshası (nr. 1605/6, vr. 3b-41a) Risâle fi’s-sülûk diye kayıtlıdır. 12. "Fütüvvetnâme" - Murtazâ Savvâf ve Henry Corbin tarafından Resâʾil-i Civânmerdân içinde neşredilmiştir (İran 1353/1973, s. 89-166). 13. "el-Maḳāmâtü’ṣ-ṣûfiyye", (nşr. Emil Me’lûf, Beyrut 1993). 14. "İdâletü’l-ʿiyân ʿale’l-burhân", (Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 1447, vr. 131-150; Bursa Ulucamii Ktp., Tasavvuf, nr. 1597). Sühreverdî’nin diğer bazı eserleri de şunlardır: - el-Esʾile ve’l-ecvibe, - Risâle fî ġureri’l-ḫalḳ ve istidrâcihim, - Risâle fi’l-faḳr.