Öykünün birinde, ben henüz öyküyü yarılamamışken bile birkaç son tasarladım kafamdan. Aayfa her değiştiğinde, öykünün gidişatı için yeni bir son yeni bir sayfa yarattım. Hiçbiri tutmadı. Olmasını istediğim bir sonla bitmek şöyle dursun, var olan gerçeklikleri kullanarak yazarın bir normalde olduğu gibisona ulaştığını görüp şaşırdım. Pirandello öykülerinde ayna kullanıyor.
Yeterince kötü gidişat görüp, okuyup, yaşadık diye mi kendimce istediğim sonları okuma umuduna kapıldım bilmiyorum ama bunun farkına varınca ütopya mı okusam birkaç tane de diyesim geldi. Bildiğim ütopyaları okudum ama.
Pirandello okuyunuz efendim. Pirandello okuyunuz.
Luigi Pirandello, Nobel ödüllü İtalyan yazar. Biri, Hiçbiri, Binlercesi kitabını çok duymuştum ama okuduğum ilk kitabı bu oldu.
İçerisinde 5 farklı öykü var. Hepimizin hissedebileceği duyguları; farklı bakış açıları ile sunuyor.
Gerçeğin herkesin algısında farklı bir boyut kazandığına dikkat çekiyor. Zaten gerçekliğin göreceliğini sorgulayan bir yazar olarak tanınıyor.
Karakterlerin psikolojik tahlillerini derinlemesine aktardığından yanlışlarında bile onların da en nihayetinde birer insan olduğunu insanca hareket ettiklerini hissettiriyor.
Ayrıca okurken İtalyan kültürüne ait bir şeyler öğrenmek de hoşuma gitti. Ben severek okudum, tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)
İçinde kısa sayılabilecek beş öykünün bulunduğu kitap İtalyan Edebiyatı'nın önemli yazarlarından Pirendello'dan. İçinde fantastik sayılabilecek öykülerin yanında, insanı anlatan, hayatın önyargılar kadar, sıcaklık samimiyetler de barındırdığını anlatan. Aşkı da es geçmeye öykülerden oluşuyor.
İtalyan Edebiyatı meraklıları ve bir yerden girmek isteyenler bakabilir.
Gerçeklik ve hayal arasında gidip gelen bu yazılar neden yeterli kadar değer görmemiş çok şaşırdım.
Betimlemeleri ve keyifli anlatımıyla çok güzel ilerliyor kitap ve yazım şekli de çok lezzetli. Bu belirsizlikle bittiği hissettirilen öyküleri insan kendi tamamlamak istiyor.
Okuyun!
8/10
İnsana ölümü hatırlatıp ölümün ölen kişi için bir son olduğunu geride kalanlar için anılarında yaşamaya devam ettiğini hatırlattı kitap.. Geride kalanların üzülmesi acaba karşısındaki insandan kendisine ait anıların silinmesi olabilir çok rahatlıkla, yani aslında kendisinin eksilmesi mi karşısındakinin ölümüne üzülmesi.. velhasıl durup durup çokça düşündürdü..
Kitapta sayfa sayısı uzayarak giden 5 tane öykü var. Hepsi güzel ve naif öyküler insanı yormayan ve kafa şişirmeyen tarzda. Özellikle son öykü Mımma Hatun daha ön planda.
Luigi Pirandello (28 Haziran 1867 -10 Aralık 1936), İtalyan yazar. Özellikle oyun yazarı olarak tanınmıştır. Roman ve kısa hikâyeleri de vardır. 1934Nobel Edebiyat Ödülü sahibidir.
Yaşamı
Luigi Pirandello, 1867'de Sicilya'nın güneyindeki Agrigento şehrinde doğdu, 1936'da Roma'da yaşamını yitirdi. Arkasında büyük bir sanatçı olarak ün bıraktı. Ölümünden iki yıl önce Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştı. Bütün dünyada başarı ve ün kazanmıştı ama, oldukça geç ve sıkıntılarla dolu güç bir yaşamdan sonra.
Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Pirandello, Palermo'da okuduktan sonra Bonn Üniversitesi'ni de bitirip Roma'ya yerleşti. Yalnızca edebiyat ile uğraşmaktaydı. 1893'te ilk önemli yapıtı Marta Ajala'yı yazdı. Bu eser, 1901'de L'Esclusa adı ile yayımlandı. 1894'te ise ilk kısa hikâye kitabını yayımladı. Aynı yıl evlendi ve evlilik hayatı ile birlikte edebiyat çalışmaları arttı. Bu arada ardı ardına bir oğlan bir kız çocuğu sahibi oldu. 19. yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başı Piradello için büyük bir yazınsal verimlilik dönemi idi. Ne var ki 1903 yılında babasının işinin bozulması üzerine aile bütün varlığını yitirdi. Hem babasının tüm servetini yatırdığı hem de eşinin çeyizini yatırdıkları kükürt yatakları bir sel baskını ile yok olmuştu. Felaketi öğrendiği anda eşi Antonietta yarı-felç geçirdi ve yaşadığı psikolojik şok nedeniyle akli dengesi tedavi edilemez ölçüde sarsıldı. Pirandello, başlangıçta intiharı bile düşündüyse de zamanla durumu kabullendi ve öğretmenlik yapmaya başladı. İşte geçen günlerin ardından hasta eşinin başının beklediği geceler boyu Il Fu Mattia Pascal adlı yapıtı yazdı. Bu eser, o günleri anlatan otobiyografik öğeler taşır ve kısa sürede büyük başarı kazanarak Almanca'ya çevrilmiştir. Gün geçtikçe Pirandello'nun bir yazar olarak ünü ve başarısı artımış, öte yandan özel yaşamı gittikçe aşırı kıskanç ve şüpheci olan, hatta saldırganlaşan karısı yüzünden zorlaşmıştır.
İtalya'nın I. Dünya Savaşı'nı girmesi üzerine oğlu da savaşa katıldı ve Avusturyalılar'a esir düştü. 1917'den itibaren önemli tiyatro eserlerini yazmaya başlayan yazar, 1919'da eşini akıl hastanesine yatırmak zorunda kaldı ancak daha sonra onu hastaneye yatırdığı için büyük acı duyarak evde bakmak istedi ama Antoniette hem hapishanesi hem sığınağı olan hastaneyi terketmedi.
Pirandello 1925'te Mussolini'nin desteği ile Roma Sanat Tiyatrosu'nun sanat yönetmeni oldu. Bu destek ona dünya çapında ün ve dünya turu yapma olanağı getirdi.
1925-1926 yılları arasında son ve en önemli romanı olan "Uno, nessuno e centomila" 'yı (Bir, Hiçkimse ve Yüz Bin) yazdı.
1934 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan 2 yıl sonra 10 Aralık 1936 günü Roma'daki evinde tek başına iken hayatını kaybetti.