Adam kadının elini tutmak istiyordu, kadın ise buna yanaşmamıştı. Çünkü aklında bir başkası vardı. Evliydiler, iki de çocukları vardı. Kadın öteki bir adama aşık olmuştu. Bunu çekinmeden adama söylemişti. Adam başta ses çıkarmadı, fakat sonradan kadının rahatlığı adamın sinirlerini bozmaya yetmişti bile. Kadın salı geceleri öteki adamla buluşuyordu ve adam buna ses çıkarmadan olanları izliyordu. Kadının yaşaması gerekeni yaşayıp kendine geri döneceğine inanıyordu, fakat gün geçtikçe kadın Öteki adama bağlanmıştı. Adama olan sevgisi de artıyordu. Öteki adamın yanında kaldığı geceler bile olmuştu. Adam çocuklarına bakıyordu, onlar adına sessiz kalması gerektiğine inanıyorsa da kadını seviyordu. Kadın ise duyarsızca, umursamazca yaşıyordu. Adam soruyordu, beni seviyor musun diye, kadın evet diyordu, öteki adamı seviyor musun diyordu , evet diyordu. Kadın hem adamı hem de öteki adamı seviyordu. Adam, kadının kendisini sevdiği düşünüp mutlu oluyordu, öteki adamı sevdiğini de düşünüp çileden çıkıyordu. Artık bir savaş içindelerdi. Öfke nöbetleri yer yer artıyordu. Adam psikiyatrinin verdiği ilaçlara sığınıyordu. Kadın bazen üzülür gibi olsa da tüm duyarsızlığına yeniden bürünüyordü. Aylarca bu durum devam etti. Kavgalar, sakinlikler , adam ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Gitmeye gidemiyordu, ama kalamazdı da. Kadına evden gitmesi için bağırıyordu, kadın ise odanın kapısını çarpıp, yatağa geçip yatıyordu. Adam bu derece umursamamaya katlanamıyordu. Her şeyin suçlusu kadındı, ama kadın bu durumu umursamıyordu. Adam çocukların kendisine bırakılmasını istiyordu, kadın izin vermiyordu. Adam öfke nöbetleri geçirip kadını evden kovsa da kadın tüm sakinliğini korumaya , ötekiyle olan ilişkisine odaklanmaya devam ediyordu. En sonunda kadın evden gitmeyi, öteki adamla yaşamaya
Kısa bir kitap olmasına rağmen beş sayfada bir onar dakikalık aralar verdiğimden olacak kitabı bitirmem üç günümü aldı. Öncelikle yazarın gözlem yeteneğine, duyguları tasvir ederken tercih ettiği kelimelere hayran kaldım. Kitap aldatılan ve boşanma öncesi belirsizliğini yaşayan, çocuklarını kaybetmek üzere olan erkek karakterin perspektifinden yazılmış olsa da ben okurken kendimi " Büyük Çocuk" gibi hissettim. Kadın ile adam arasındaki gerilim beni onların çocuklarıymışçasına etkiledi hatta biraz da sarstı. Bu da eserin dilinin ve biçeminin ne kadar kuvvetli olduğunu açıkça belli ediyor. Kitabı kesinlikle tavsiye ederim fakat travma tetikleyici bir yönü olduğunu da belirtmeliyim.
İlişki üzerine yazılmış roman,tavsiye ederim, değişik ,evliliğin ne kadar zor olduğu ve cocuklar üzerindeki etkisi, aldatmanın aileyi nasıl parçaladığı güzel anlatmış
İki çocuklu bir ailenin yıkılışını, aşkın bitişini o kadar güzel anlatmış ki…. “Ayrılık” kelimesini ancak bu kadar iyi anlatabilirdi ve ancak bu kadar iyi hissettirebilirdi. Ayrılığın bütün evrelerini, tek tek, en ufak ayrıntısına kadar öyle muazzam anlatmış ki… Fakat iki karakteri de hiç sevmedim. İkisine de ayrı ayrı sinir oldum ama bu kitabı sevmediğim anlamına gelmiyor. Lütfen okuyun!
Bu kitapta isimler yok, kadın ve adam. 2 Çocukları var ve kitap boyunca, büyük çocuk, küçük çocuk şeklinde görüyoruz: Arkadaşları F. P. C. K. şeklinde anılıyor. Bir ayrılık sürecini erkeğin bakış açısıyla okuyoruz, anlatım dili başta yadırgansa da kitap ilerledikçe insan bu dile alışıyor. Kitabı okurken İlk ve Son dizisini okumak, türevleri yapımlara denk gelmek ilginç bir bütünleyicilik oluşturdu bende. Bir sahafta denk gelerek arkasındaki yazıdan yola çıkarak edindim onu da şu şekilde bırakmak isterim:
Ayrılmak... Günün birinde adam her zamanki gibi kadının eline uzanır, parmaklarını yakalayamaz. Motosikletle giderler, kadın adamın beline sarılmaz. Kadının gülüşleri, tebessümleri artık adama yönelik değildir. Adam kadını anlamak ister, anlayamaz. Beklemek zorundadır, bekleyemez. Kadının cevaplamayı istemediği pek çok soru sorar. Kadın birtakım cevaplar verir. Bunun bir yararı olmaz. Kadın adamı hâlâ sevdiğini söylemektedir. Ama onsuz bir hayata ihtiyacı vardır. Adam tepki gösterir. Yaklaşan değişikliğin kendine de özgürlük getireceğini kendini ikna etmeye çabalar. Kadından vazgeçemez. Açmaza beraberce düşerler, ayrı ayrı debelenirler. Arkadaşlarına koşarlar. Ve hepsinin başından benzer hikâyeler geçtiğini öğrenirler. Bazıları işin içinden çıkabilmiş, bazıları becerememiştir. Adam çıkışsızlığı fark edip öfkelenir. Sabretmeyi, alaya almayı dener ama beceremez. Önce kendini evden dışarı vurur, sonra yazmaya. Soluk almak için yazar. Ortaya kendi kuşağından erkeklerin bir romanı çıkar. Belki kadınların da... ama yok; erkeklerin romanı. Bu romanla Dan Franck 1991'de Renaudot Ödülü'nü alır. Ama her şey geride kaldığında varılan sonuç bu değildir; şudur: Sadece gerçek bir kopuş insanı olgunlaştırabilir.
7 yıllık bir evliliğin, 4 ay içindeki çöküşü. Kısa sürede okunacak,
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Konusuna gelince; Yedi yıldır evli, iki çocuklu bir aile ihanetle sarsılır. İhanet eden kadındır. Hem kocasını hem de öteki adamı sevdiğini söylemektedir. Adamın aileyi dağılmaktan kurtarmak için verdiği mücadele sonucu değiştirmez. Değişik ve güzel bir kitap.
1952 doğumlu bir yazar ve senarist. Les calendes grecques (Çıkmaz Ayın Son Çarşambası) adlı eseriyle İlk Roman Ödülü'nü kazandı. Öteki kitapları, Apolline, La dame du soir (Gecenin Kadını), Les adieux (Elveda), La séparation (Ayrılmak, İletişim Yayınları, Temmuz 1992), Le Petit Livre de l'orchestre et de ses instruments (Orkestra ve Enstrümanlarının Küçük Kitabı), Le cimetière des fous (Hayat Çizgisi, İletişim Yayınları, 1993). Ayrıca Jean Vautrin ile birlikte hazırladığı foto-röportajları içeren Les aventures de Boro (Boro’nun maceraları) adlı bir eseri var (1. Cilt: La Dame de Berlin - Berlinli kadın; 2. Cilt: Le temps des cerises - Kiraz zamanı). Ayrılmak kitabıyla Dan Franck 1991 Renaudot Edebiyat Ödülü’nü kazandı.