— “Arayan kul mudur Hâlık mıdır? Bir iğnenin mıknatısı çekecek gücü var mıdır? Ya arayış hissini kalbe koyan kimdir?”
Daha önce okumadığım için üzüldüğüm bir kitap oldu: Azîzân.
Silsiletu’z Zeheb’ten Ebu Ali Farmedî hz’leri ile Seyyid Emir Külâl hz’leri arasındaki altın halkalar; Yusuf Hemedânî, Abdulhâlık Gücduvânî, Arif Rivegeri, Mahmud Encirfagnevî, Ali Râmitenî(Azizan), Baba Semmasî’yi hemen hemen tüm eğitimleri ve icâzetlerini alıp irşâda başladıkları süreçler konu edinmiş. Yazar Ayşe Rahşan Hanım, bunu kronoloji hazırlar gibi değil, insanın içinde çiçekler açtıran, Allah’a hayrân güzel dostlarına meftûn eden bir örgüyle örmüş, hazretlerin nasihatleri ve yaşantılarıyla ve dahası Mevlânâ hzleri, Celaleddin Harezm, Alaaddin Keykubad gibi tarihte son derece önemli rolleri olan kimseleri ve dönemlerini, Moğollar’la Selçuklu ilişkilerini de o örgünün içine ışıltılı iplerle ilmek ilmek nakşetmiş; ortaya şahâne bir eser çıkmış.
Okurken yer yer duygulandım, yer yer ağladım, gelen ahşap çeyiz sandığına işlenen besmeleye ve istiridye biçiminde oyulmuş mahfazasının içindeki yüzüğe Gülnihal’le beraber bakmış kadar heyecanlanıp duygulandım.
“Böyle nâmağlup bir aslanın ölümü tilkilerin elinde oldu.” diye şehâdeti beyitlere konu olan Celâleddin Mengüberti’ye yüzlerce yıl uzaklıktan hüzünlendim.
Hem bir güzelin dizi dibine oturmuş gibi duyup duyabileceğiniz en güzel nasihatleri alıyor hem de tarihin dalgalı sularında akışa kapılıp o süreçleri de sıkılmadan öğreniyorsunuz.
Durduk yere Buhârâ, Encirfagne, Semerkand, Tebriz, Van sevdasına düşüyorsunuz.
Ve bütün bunları o kadar zarif cümlelerle okuyorsunuz ki hayrânlığım burdan da katmerlendi.
Meselâ bir yerde …”söz ipine inci dizerdi” diyor. Sıradan bir cümle ama okurken harfler çiçekler açıyor gibi görüyorum ben. Tabirin