Bir yayınevinde editörlük yapan, hasta babası ve yalnızlığıyla hayatını sürdüren Tuna... Babasının ısrarıyla gittiği Kabak Koyu'nda tanıştığı ve orada oldukları süre boyunca tüm her şeyden uzak olacaklarına, telefon numaralarını bile sadece ezberlerinde tutup, döndükleri hayatlarında gerçekten kötü bir şey olana kadar birbirlerini aramayacaklarına dair söz verdirip, sınır çizen Zeynep...
Ankara'ya döndüğü zaman, gerçekten kötü bir haber alması üzerine aradığı Zeynep'in dokuz gündür kayıp olduğunu öğrenen Tuna'nın İstanbul'a uzanan tuhaf yolculuğu...
Genç bir kızın cinsel obje olarak görülme duygusuyla başa çıkmaya çalıştığı bir hayat, suistimal edilen bir çocuk, yarım kalan bir romanın sayfalarından akan gerçeklikle birlikte derin bir acı. Yaşamın ve hüzünlerin geçip giderken ardında bıraktığı ve kapatılması gereken bir boşluk....
"Her yalnız insanın, sağlam bir hikaye dinlemeye ihtiyacı vardır..."
Gerçekten hepimiz oyuncuyuz ve oynamak için iyi bir hikayenin peşinde dolaşıp duruyoruz bu hayatta. Yalnızlığımıza ortak etmek istiyoruz bir şeyleri ya da bir şeylerden kaçmak için yalnızlığın kollarına sığınıyoruz tekrar. Ankara, Kabak Koyu ve İstanbul arasında, yazmak, okumak, düzeltmek, yaşamı sürdürmek, acıyı paylaşmak gibi nedenlerle iki insanın birbirine dolanan hayatları farklı bir kurguyla bizlere sunulmuş. Çok severek ve sonu nereye çıkacak diye düşünerek bir solukta okudum. Kitabın içindeki dramla üzüldüm.+18 yaş üstü okurlara tavsiye ederim
"Merak, insanın kulağını da, dilini de, gözünü de keskinleştirir."
"Varlığımdan haberdar olan insanlar var elbet, beni hatırlayanlar. Ama tüm bu insanların ölürsem yokluğumu hissetmeyeceklerinden adım gibi eminim."
"İnsanın öldüğü bir yerde bahara benzer hiçbir şey yaşanmaz. Bu, bu kadar açıktır."
"Gerçekler tahammül