1000Kitap Logosu
Beyaz Geceler
Beyaz Geceler
Beyaz Geceler

Beyaz Geceler

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.2
10,3bin Kişi
38,6bin
Okunma
9,4bin
Beğeni
235bin
Gösterim
96 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 2 sa. 43 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Panama Yayıncılık · 2015 · Karton kapak · 9786059127486
Diğer baskılar
Dostoyevski'nin diğer realist ve karamsar eserlerine göre oldukça farklı olan Beyaz Geceler, bazı romantik unsurlar barındırır ve coşkulu bir ruh halini yansıtır. Romanın kahramanı olan genç adam, St. Petersburg'un kasvetli ve beyaz gecelerinden birinde, tesadüfen kendisi gibi yalnız olan bir genç kızla tanışır. İsmi Nastenka olan genç kızla beraber, tüm hayallerini ve anılarını paylaştıkları dört beyaz geceyi St. Petersburg'un sokaklarında geçirir. Nastenka; birkaç yıl önce tanıştığı, fakat bir yıldır uzakta olan sevgilisini beklemektedir. Genç adam ve kız, geçirdikleri gecelerde birbirlerine yakınlaşırlar ve ikisi de karamsar duygularını unuttukları anlar yaşarlar. Dördüncü gecenin sonunda Nastenka'nın beklediği sevgilisi gelir ve genç kız hikayenin kahramanıyla arasında başlayan zarif aşkı, yine zarifçe bitirerek sevgilisine döner. Kitabın kahramanı olan genç adam ise eskisi gibi hayalperest yaşantısına devam eder.
5 mağazanın 176 ürününün ortalama fiyatı: ₺8,55
8.2
10 üzerinden
10,3bin Puan · 1454 İnceleme
yakamoz
Beyaz Geceler'i inceledi.
218 syf.
Ah tanrım ne uzun bir zaman dilimidir insan ömründe bir anlık mutluluk.
'Beyaz geceler' derin bir yalnızlıkla pençeleşmemiş insanların anlayamayacağı kadar hüzün dolu... Yalnızlık, aşk, sonra yine bol bol yalnızlık üzerine kaliteli bir hikaye. Bölümlere 4 gece diye ayrılsa da toplamda 6 gecelik bir zaman diliminde geçmekte ve sabahleyinde son bulmaktadır. Beyaz geceler ismi de malum hepiniz biliyorsunuz; petersburg'a özel bir durum. ama yine de burda şuna dikkat etmek lazım, beyaz saflığı, iyiliği, hayali temsil eder. romanda da böyledir, normalde geceler karanlık iken romanda özellikle beyaz geceler dönemi seçilmiştir. bu da dostoyevski'nin edebi gücüne bir örnektir... Dostoyevski eserlerinin en önemli özelliklerinden biri de kahramanlarıdır. kahramanlar genellikle hayattan kendini soyutlamış tiplerdir,bu romanda da hem anlatıcı kahramanı hem de Nastenka'yı tipik Dostoyevski karakterleri diye niteleyebiliriz. Erkek karakterleri her daim aşkına sadık karakterlerdir öyle ki başka bir erkeğe tercih edilse dahi sevdiğine toz kondurmaz, tıpkı burada kahramanın Nastenka'ya yaptığı gibi. Gideceğini bilir Nastenka'nın. susacağını da bilir kendinin; gelince sever, çok sever... gidince... gidince de sever. aslında sevdiği Nastenka değil, Nastenka'yı sevmeyi sevmektir... Dostoyevski'de kadınlar ise genel itibari ile kötüdür. birçok romanına bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız bu da Dostoyevski'nin kendi özel hayatından gelen bir tezahür müdür derseniz olabilir derim. Nastenka da bu romanda iki yüzlü, ne istediğini bilmez bir karakterdir. Bu romanda en çok dikkatimi çeken şey; anlatımın hem yazar tarafından yapılması (ki karakterin gerçekten yalnız olduğunu çok etkileyici bir üslupla ele alıyor), hem ilahi bakışla ele alması hem de yeri geldiğinde kız karakter nastenka'nın ağzından yapılması ( burada çok yalın, sade ve akıcı bir üslup kullanıyor). Dostyevski tıpkı orhan veli' nin kitabe-i seng-i mezarında yaptığı gibi " ben istersem öyle kapalı bir anlatım kullanırım ve öyle üst dil kullanırım ki hem çok şey anlarsınız hem de hiçbir şey anlamadığınızı zannedersiniz, istersem de öyle açık ve yalın bir üslupla yazarım ki olayların birebir içinde bulursunuz kendinizi" demek istemiş. Özetle sevgili okurlar yine Dostoyeviski ve yine onun hünerleri ;Dünyanın en sıradan hikayesini, en sade üslupla kaleme alıp yüz küsür yıl boyunca milyonlarca insana okutturmak ancak onun eseri olabilir... Son olarak; "Dostoyevski adama soru da sordurur, küfür de ettirir" şeklinde yorumlanma talihsizliğini yaşamış bu eser için; Bakın o karakter siz ondan nefret edesiniz diye kaleme alınmadı ,bu kadar sığ biri değil Dostoyevski.Nitelikli edebiyatın böyle bir amacı olmaz. aksine bundan köşe bucak kaçar eğer öyle "içselleştirdiyseniz" karakteri, ortada iki seçenek var: Ya dostoyevski kötü bir edebiyatçı Ya da sizin edebi birikiminiz dostoyevski'yi anlamak için yeterli değil. Ki ikinci seçenek daha makul. Ayrıca küfür, bir bağlaç değildir. keza küfür etmek, bir kendini ifade ediş şekli değildir aksine küfür etmek, bir karakter defosudur. ve diğer tüm nitelikli sanat eserleri gibi, nitelikli edebiyatın da, kişiye sağlayacağı birikimle, bu tip bireysel ve cinsiyetçi defoları aşmaya yardımcı olacağı varsayılır...
Beyaz Geceler
8.2/10
· 38,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
167
mehmet canib öksüz
Beyaz Geceler'i inceledi.
218 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Kelebeğin dört günlük rüyası
“Beyaz Geceler” Dostoyevski’nin, 1948 yılında, henüz 27 yaşında iken, bir gazetede yayınlanmak üzere tasarlayarak kaleme aldığı, saf, sade, sıcacık ve fazlasıyla melodramatik bir uzun öyküsüdür. Öykünün konusu, Dostoyevski’nin hayalperest diye tanımladığı ve kendisine bir isim vermeyi dahi fazla bulduğu 26 yaşındaki sefil bir adam ile 17 yaşında güzel, cahil ve fakat her zaman olduğunun aksine, -cehaleti ve güzelliğine rağmen- merhametli Nastenka arasında geçen ve 4 beyaz gece içerisinde doğup gelişen ve neticeye bağlanan acı bir aşk hikâyesidir. Bu 26 yaşındaki “sefil” hayalperest, 8 yıldır Petersburg’ta yaşayan, öykünün sonlarına doğru öğrendiğimiz üzere çok fazla olmasa da düzenli bir geliri olan, hayal kurmaktan yaşamaya fırsat bulamamış ve pek çok şeyi kaçırmış zarif bir Dostoyevski bedbahtıdır. 8 yıldır yaşadığı kentte tek bir tanıdık dahi edinemeyen bu adam, zaruri yalnızlığını, yalnız bir adamın muzip, hastalıklı, zengin ve derin iç dünyası ile kentin mekanik işleyişi arasında kurduğu arkadaşlık ile teselli etmektedir. İsimsiz kahramanımız, birbirinin aynı nice sefil günlerinden birinde, Petersburg şehrinin mekanik akışına o sabit, acınası, kimse tarafından fark edilmeyen köşesinden şehadet etmekteyken talih yüzüne güler. Köprübaşında ağlayan kederli bir tazeye rast gelir. Zayıf iletişim teşebbüsü tazenin zarif reddiyle karşılaşır. Fakat talih kendisine melodramatik bir şekilde gülümser ve tazenin başına, bu sefil adam için kahraman olma fırsatını yaratan o kart zamparayı musallat eder. Budaklı sopa ve bu beyaz gecelerde bir miktar melodramatik olmaya kararlı talih sayesinde, kederli genç tazeyi bu geçkin tacizciden kurtarır. İsimsizliğinin yanına bu talihli kahramanlığı ekleyen hayalperestimiz, büyük bir coşkunlukla girer sohbete. Kahramanına minnet ve güven duyan taze de zarafetle mukabele eder kendisine. Olabildiğince süratli bir şekilde birbirlerine karşı güven ihtiyaçlarını tatmin eden romantik kahramanlarımız, kederli genç kızın önerisi üzerine coşkulu kahramanın düşüncesiz bir coşkunlukla kabul ettiği bir akitle ilk tanışma gününü tamamlarlar. Bu akit, genç kızın –kim bilir belki de flörtöz bir şımarıklıkla- kahraman gencin kendisine kesinlikle âşık olmaması şartıyla ertesi gün yine aynı yer ve saatte buluşmaktan ibarettir. Cahil ve iyi yürekli kızın bu ilk tanışma günündeki kimi tavırları çekingen gencin kırılgan ve ürkek kalbinde küçük bir cesaret peydahlamıştır. Zira sekiz senedir kimsiz, kimsesiz ve kimliksiz yaşadığı şehirde bir âdemoğluyla konuşmak fırsatını bu denli güzel bir genç kızla yakalayan yorgun hayalperest var gücüyle kendisini ifşa etmekteyken genç kızın, bu coşkulu anlatının satır aralarına yaptığı katkı, bu gün otuzunu geçmiş her erkeğin fark edeceği niteliktedir. Zincirinden boşalmış kahramanımız çok da gereği yokken kadınlar konusundaki beceriksizliğini ve çekingenliğini ayan beyan ilan ederken kederli genç kızın onca kederi arasında bu kahramana “böyle çekingenliklerden kadınlar hoşlanır. İsterseniz dahasını da söyleyeyim, böyle çekingenlikler benim de hoşuma gider ve yanımda eve kadar gelmenize izin vereceğim” demesi, değil bu kırılgan adamı, kitabın başındaki bizleri dahi heyecanlandırmaktadır. Fakat beğenildiğinin “bal gibi farkında olan” her güzel genç ve cahil kızın özgüveni ve şımarıklığıyla Nastenka, yeşillenmekte olan kahramanı âşık olunmaması konusunda ikaz ederken zalimce bir randevu verir. Zalimcedir çünkü buluşma saati ve yeri bu tez canlı genç için değil, bir yıldır yolu gözlenen o “hayırsızın biri” için tasarlanmıştır. Fakat minik bir dipnotla da uyarmıştır: “size randevu verdiğimi düşünmeyin. Sizi uyarıyorum, benim kendim için burada olmam gerekiyor.” İkinci beyaz gece hayalperestimizin coşkulu ve heyecanlı bekleyişi refakatinde geliverir. İsimsiz kahramanımız tüm açıklığıyla anlatır küf kokulu yalnızlığını. 26 yaşındaki kahramanımız, henüz geçkin olmasa da fiziksel olarak yaşı, çok düşten yüz üstü düşenlerin düş kırıklığı ile bu fırtınalardan güzel bir genç kızın saf ilgisinin huzurlu ve güvenli limanına demir atmak arzusuyla aktarır bu hayal âleminin açıklarında başından geçen badireleri. O limandan izin çıkar sonra ve fakat kısa süreliğinedir. 26 yıllık tırtıl 4 günlüğüne kelebek olmuştur. Sonra Nastenka başlar anlatmaya. Ve sırf flört sandığı şeyin aslında gerçeğin ta kendisi olduğunu anlamak zamanı gelmiştir kelebeğimiz için. Sevdiği kızın kendisini, bizim kültürümüzdeki karşılığı şarkılara da konu olan ve alt kültür tarafından “sevdiğim kız bana abi dedi!” diye kavramsallaştırılan realiteyle karşılaşması kelebeğimizin kolunu kanadını kırar. Nastenka çengelli bir iğneyle bağlı olduğu büyükannesinin hayatından, zarif ve muhtemelen kadınlardan anlayan parasız bir yakışıklının aşk atına binip uzaklaşmak istemiştir tam bir sene önce. Parasız yakışıklı bir kadının mutsuzluğunun kaynağını tespit edip tam da o noktaya hitap edecek ve bir erkeğe ancak yaratılış anında hediye edilebilecek donanıma sahiptir. Öyle de olur. Nastenka’nın yarasını deşer ve zarif parasız yakışıklılığını da sinsi bir sessizlikle merhem olarak önerir. Bu hiç söze dökülmeyen öneri Nastenka tarafından, tüm kadınlık gururunun yok sayıldığı bir heyecanla ve gizlice hazırlanmış bir bohçayla kabul edilir. Fakat parasız yakışıklı bizim aşina olduğumuz ve Atilla İLHAN’ın şiirini de yazdığı o “hayırsızın biri” değildir. Zira dürüst bir mazeret ve açık bir yüreklilikle bir yıl sonrasına bir randevu verir Nastenka’ya. Tırtıl sessiz ve vakur bir şekilde kavrar böylece, kısa süreliğine demir attığı bu limanı kimin ve hangi hikâyenin neticesinde keşfettiğini. Kahramanımız bizlerin pek de aşina olmadığı bir hamurdandır. “Ya benimsin ya toprağın” dememiş ve delicesine sevdiği kız tarafından delicesine sevilen bu parasız yakışıklı ile etik dışı bir mücadeleye girmemiş bilakis benimle olmasa da mutlu olsun sevdiğim diyecek derecede bir erdemle, bu genç kızın kederine ortak olmuş, -evet hiçbir erkeğin kolaylıkla empati kuramayacağı bir şekilde- ve onu neticeye ulaştıracağına inandığı samimi önerileriyle desteklemiştir. Bu ideal etiğin bizdeki karşılığı ancak taverna müziğinde “nikâhına beni çağır sevgilim” bayağılığı ile vücut bulabilmiştir. Üçüncü beyaz gecede kahramanımız aşağılanmanın zirvelerine ulaşır. Delicesine sevdiği kızın delicesine sevdiği erkek tarafından, hiç açıklamasız bir şekilde bekletilerek hüzünlere gark edildiği bu gecede kahramanımıza, seven bir erkeğin kimyasıyla yanıp kavrulmaktayken “bir genç kız kankası” olarak sevdiğine dert ortağı olmak talihsizliği düşmüştür. Ve nihayet son geceye ulaşırlar. Hemen yanı başında, tüm kalbini dolduran kadının, hoyrat bir yabancı için acı çektiğine şahit olmak ve teselli kadrosundan da olsa onun yanında yer almak ayrıcalığına sahip olabilmek için aşağılanmaların en büyüğüne katlanmak felaketini yaşayan kahramanımız dile gelir nihayet. Tüm açıklığıyla anlatır sefil aşkını hiçbir şey ummadan. Fakat talih kendisine giderayak arifeyi gösterecektir. Parasız yakışıklı tarafından hayal kırıklığına terk edilen genç, güzel, cahil fakat buna mukabil merhametli Nastenka, tüm dürüstlüğüyle bu sefil aşka karşılık vereceğini söyler. Büyükannesinin, çengelli iğneyle bağlı olduğu hayatından, parasız yakışıklının aşkıyla hürriyet hayal eden genç kızımız bu seferde, bir yıldır boş bir umutla bağlandığı bu hayırsızın aşkından, sık sık “keşke o sen olsaydın” dediği bu iyi yürekli adamın sevgisiyle arınmak istemektedir. Her cahil ve güzel genç kız gibi pragmatik bir cins-i latiftir Nastenka. Fakat tüm pragmatik genç kız heyecanlarının hemen yanı başında görkemli bir de dürüstlüğe sahiptir ve önlerine açılan yeni hayatın ilk gündem maddesinin sarılması gereken bu yara olduğunu sarih bir şekilde ifade eder. Seri bir şekilde yapılır evlilik planları. Merhametli ve vefakar bir şekilde, kuracakları yeni hayatlarına geride bıraktıkları hayatlarının demirbaşı ihtiyar ve alık yüklerini entegre etme üzerine çabucak ve iyimser bir mutabakata varırlar. Bir sonraki gün ilk somut adımlar atılacaktır artık. Kelebeğimizin önünde sonsuzluğun kapısı açılmış gibidir ve fakat ansızın bir genç adam geçer yanlarından. Bu odur… Kız kanatlanır ve bir serçenin telaşıyla uçup gider parasız yakışıklıya. Kelebek ölür… … Ertesi sabah bu tip durumlarda mutlaka olması gerektiği gibi pis bir yağmurlu güne uyanır kahramanımız. Kahramanlık ve kelebeklik geride kalmıştır artık. Dört gün önce bıraktığı hayata, çok daha fazla yenik bir şekilde başlar hayalperestimiz. Ve hiç beklenmedik merhametli bir mektup, hayalperestimizin bu pis yağmur eşliğinde yeniden girdiği Petersburg tabutunda nefes alacağı bir delik açar. Bu acı hikâyeyi Dostoyevski’nin sefil bedbahtının ağzından dinleriz. Anlatıcımız sefil yalnızlığının ve kısa süren saadet günlerinin ta içerisinden seslenir bize ve tüm hikâye olaylarına bu acınası delikten (içten) bakar. Kalender meşrep anlatıcımızın isyan ve itiraz ettiği, eleştirdiği hiçbir şey yoktur. Naif bir şekilde benimsemiştir başından geçen hadiseleri. Olayları ve mekânı çarçabuk ve son derecek ekonomik bir şekilde aktaran anlatıcımızın hikâyesi, çok uzun diyaloglar olarak sunulmuştur. Orhan PAMUK, İletişim yayınlarından çıkan nüshası için yazdığı önsöze “yirmi yaşlarında hangi yalnız ve mutsuz erkek yıldızlı bir bahar gecesi şehrin sokaklarında yürürken bir köprübaşında gözyaşları döken bir genç kızı hayal etmez!” diye başlıyor. Fakat hikâyenin hazin sonunu gördükten sonra bu düşüncenin ne denli yersiz olduğu –en azından bu topraklar için- çıkıyor ortaya. Dostoyevski kim bilir hangi mazoşist duygularla, 27 yaşındaki karmaşık ruhundan bir kahraman yaratmış ve tüm acımasızlığı ile yaklaşık 100 sayfa boyunca bu kahramana eziyet etmiştir. Nastenka’yı merhametli bir şekilde tasarlaması okura kurulmuş zekice bir tuzaktır; zira bu devasa acının tek tesellisi olabilecek şeyi; yani ihanet ve zulme uğramış bir erkeğin meşru öfkesinin huzurundan mahrum etmiştir bir ismi bile çok gördüğü ve her erkeğin içinin bir yerinde sinik bir şekilde yaşayan yalnız “hayalperesti.”
Beyaz Geceler
8.2/10
· 38,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
27
Gncokuyor
Beyaz Geceler'i inceledi.
96 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
📚DİPÇE : Dostoyevski okurları bilir ki Petersburg yazar için ayrı bir yere sahiptir. Rusya için de öyle, doğulu Rus kentlerine nispet edercesine Petersburg, Rusya'nın batıya bakan penceresidir. Burası ayrıca kuzey kutbuna yakınlığı yani coğrafik konumu nedeniyle mayıs ayının ortalarından ağustos ayına kadar kararmayan gecelere sahne olur.Beyaz gece adı verilen  mucizevi bu astronomik durum şairane ruhlarda romantizmi yükseltir. Öykümüzün karakteri Hayalperest de bu ambiyanstan beslenen, kentin sokaklarını adım adım bilen, evleri ve insanlarıyla  içinden sohbet eden münzevi bir gençtir. Bir beyaz gecede tesadüf ettiği Nastenka adlı genç kıza kadar adını bilmediğimiz hayalcimizi bu masum çekingen haliyle tanırız. Öykünün diğer karakteri de farklı bir yalnızlık yaşayan Nastenka'dır. Ninesi ile nineye bağımlı bir hayat yaşayan kadın karakterimiz, dönemin  toplumsal yapısını yansıtan bir karakterdir aslında... Kadının, yaşamaya bakış açısı evlilikten geçen ve sadece bu yolla şekillenen bir çizgidedir, evlilik kurtuluş olarak görülmektedir. Hayalperest ile Nastenka arasında 4 gecede, esasen zamanın çok da algılanmadığı dört beyaz gecede yaşanan duygusal olaylar okurun gözünde Nastenka'yı bencil ve çıkarcı kadınları sembolize eden bir isme  dönüştürür. Oysa satır araları iyi okunduğunda Nastenka'nın griye bakan taraflarını görürüz. 17 yaşına kadar kör ninesinden başka insan görmeyen görece cahil, hayatı bilmeyen ama yaşamak için içinde  kor tutuşturan bir kızdır o, yanlışa çok açık biridir. İlk beyaz geceden Hayalperesti aşka karşı uyaran ama koşullar değiştikçe yaşadığı hayattan kurtulamayacağını zannederek panikleyen Nastenka ve  tecrübesizce gerçekleri görmek istemeyen Hayalperest esasen acıyı ve  kederi beraber çağırmıştır. Zira aynı Nastenka karşısında realist davranan bir diğer aşık vardır. Dostoyevski kadın karakterini tamamen siyah olarak çizmemesine rağmen Hayalpereste karşı tartışmasız bir rikkat uyandırmayı da hedeflemiştir. Eğer seviyorsanız kırgınlık uzun zaman kalmaz akılda...Beyaz gecelere kırgınlığın lekesi düşse de kin duygusuna kapalı bu Hayalperest, okurun kalbinde masumiyetin adı olmuştur . Beyaz Geceler, yaşandığı zaman düşünülürse aşkın ve acının zamansızlığa ve sonsuzluğa ithafıdır velev ki onu bir 'yalnız'  kucaklamıştır. Zarif ve yumuşak bir öykü olan Beyaz Geceler, kesinlikle tavsiyemdir .
Beyaz Geceler
8.2/10
· 38,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
25
Lotte
Beyaz Geceler'i inceledi.
218 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Zavallı adam! Beni ne hale getirdin? Kendi ruhsal sancılarını bana bu denli şiddetli yansıtmak zorunda mıydın? Ruhum seninki gibi şimdi kara deliklerin girdabına kapılmak üzere. Aramızda tek bir fark var: Sen tam anlamıyla yalnızsın, ben ise kalabalıklar arasında. Ve sen Nastyenka, en zavallısı sensin. Herkesten ve her şeyden çok. Bir insanın varlığını hiçe sayabilecek kadar zavallı ve bencil. Sevgi bunca kötülüğü nasıl da görmezden getiriyor insana? Acı çekmeyi nasıl da duyguların en vahim vakası haline getiriyor? Yalnızlık peki? Yalnızlık bir bataklık. Çırpındıkça daha da batıyoruz. Taa ki seni ve beni yok edene kadar. Peki bunların sebebi ne? Neden bu tür duygu durumları bu kadar büyük tepkilere yol açıyor? Neden yere düştüğümüzde kalkmak bu kadar zor, neden devamlı başka insanların varlığına ihtiyacımız var? Ve neden beyaz gecelerin sonu karanlık? "Gecelerim o sabahla sona erdi." İnan bana şu cümleden sonra boğazım düğümleniyor, tek kelime çıkamıyor ağzımdan. Yaralayıcı, sorgulayıcı, derin ve bir bıçak kadar hassas bir kitap. Bütün bu beş öykü birbirinden güzel. Dostoyevski bütün öykülerinde kişilik parçalanmasını, psikolojik tahlilleri çok başarılı yapıyor. Hiçbir öyküyü okurken sıkılmadım. Sadece fazla ağır bir kitap. Kötü hissettiğiniz bir zaman okumayın demeyeceğim. Eminim böyle yapınca daha ayrı zevk alacaksınız. Fakat ben bu incelemeyi sırf Beyaz Geceler için yapmak istiyorum. Bu derimi parçalayıp dışarı çıkmak için can atan epey güçlü bir istek. Bir kitabın içinde buhran havasının gezinmesini, yeis dolu olmasını severim. Bu kitap tam olarak böyle. Dostoyevski'nin her cümlesi kendine özgü ve ayırt edici. Olaya gelirsek Nastyenka yanılıyor. Zavallı adamcağızım ne söylediyse doğru söylüyor. Baştan aşağı hayalperest, anlattığı gibi içine kapanık bir insan. Belki de birlikte olsalardı adam tekrar yalnızlığını özleyecekti. Kim bilir? Yalnızlık özlenir mi sahiden? Ben bu karakteri on beş yıl sonra yine aynı odasının aynı sandalyesinde oturmuş, tek başınalığın kuvvetini bütün hücrelerine yaymış biçimde hayal etmek istemiyorum. Bu kadar yalnızlık bana fazla. Zaten bu kadar hayal kuracak ne zihnim var ne de gücüm. Dışarıdan bakınca herkes ne kadar kalabalık. Tüm mutsuz ve mutlu insanlar sokağa dökülüyor sabahtan, birer birer. Hatta herkes bir olmuş, bir sen onlardan ayrısın. Kalabalıklar sizce de fazla aynı yöne gitmiyor mu? Karşımdan gelende benimle yürüyen de hep bir telaşla aynı yöne gidiyor. Nereye gidiyor bu insanlar? Her şeyi söylemek şuan mümkün değil. Gördüklerimi bir bir aktarımıyorum. Zaman ilerliyor. Beni de bir telaş sardı. Evet, toprak soğuyor. Bu safsatayı bu alıntıyla bitirmek istiyorum. Aksi takdirde kitabın içine gömülüp insanların ruhsal sarsıntılarına sığınacağım. "Tabii o zaman soruyorsun kendine: Nerede şimdi o hayallerin? Kafanı iki yana sallayıp, 'Yıllar nasıl da uçup gidiyor!' diyorsun. Yine soruyorsun: Nasıl geçirdin o yıllarını? En güzel zamanlarını nereye gömdün? O yılları yaşadın mı yaşamadın mı? Bak dostum, diyorsun kendine, bak artık toprak soğumaya başladı. Birkaç yıl daha geçecek ve sonra koltuk değneklerine dayanmış titreyen ihtiyarlık, ondan sonraysa sefalet ve terk edilmişlik gelecek. O düşler dünyası beyazla örtülecek, donacak, hayallerin solacak ve sararmış yapraklar gibi düşüp gidecek... Ah Nastyenka! Yalnız kalmak, tamamen tek başına kalmak ve hayıflanacak bir şey bile bulamamak ne kadar boğucu... hiçbir şeye benzemez, hiçbir şeye... Çünkü elinden kayıp gidenler, bütün o yitirdiklerin aslında bir hiçlikten ibaret, saçma, yusyuvarlak bir sıfır, yalnızca ve yalnızca kafandaki hayaller."
Beyaz Geceler
8.2/10
· 38,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
29
Cihan Ataç
Beyaz Geceler'i inceledi.
64 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
"Hayalperestlik Hiç Bu Kadar Güzel Olmamıştı"
İyi akşamlar 1K! Kısa sürede okuduğum oldukça güzel, dört gün süren beyaz gecelik bir nahif aşk öyküsü... Kitabın ismi "Beyaz Geceler" ne kadar anlamlı Rusya'nın St. Petersburg şehrinden kaynaklı Mayıs ayın da başlayıp, Temmuz ayının ortalarına kadar süren Beyaz Geceler... Kısaca eşsiz kitabımızın olay örgüsü: Hayalperest baş karakterimiz ve onun aşık olduğu ikinci karakterimiz, Nastenka... Hayalperest kitap kahramanımız, yalnız bir adam, yalnızlığı iliklerine kadar yaşayan, arkadaşı, dostu, kardeşi ailesi olmayan bir adam. Yirmi yedi yaşında olup, Rusya'nın St. Petersburg sokaklarında gezmeyi seven daima o sokaklarda hayal dünyasında yaşayan bir adam. Nastenka: Hayalperest baş karakterimizin sevip, aşık olduğu on yedi yaşında ailesini küçük yaşta kaybetmiş ninesiyle yaşayan bir kız. Başkarakterimiz, yine bir gün St. Petersburg sokaklarında dolaşırken ağlayan bir kız fark eder. Böylece, kısa da olsa, okuyucuyu şahsım nazarında etkileyen aşk öyküleri başlamış olur. Seven insan gider mi? Seven insan kalbinde açan çiçekleri, dört nala uçuşan kelebekleri öldürür mü? Seven insan, sadık kalıp güven vermez mi hayat eşim dediği bir insana? Seven insan kandırmaz! Seven insan, usul usul titretir gönlünü... Soğuk bir titreyiş olmaz bu, her insan da farklı bir his, farklı duygu, farklı heyecanlar içinde barınan tatlı, minik güvercinli bir titreme olur ama soğuk olmaz... O güvercine nasıl bakıyorsa seven bir insan sevdiğine de öyle bakmaz mı? En güvenilir masumane bakışlar ve tatlı tatlı utanmalar, yanakların allığı vs. Aşk eylemini Dostoyevski bu kitabında kitabın karakterlerine kendi iç dünyalarına, psikolojik ruh hallerine oldukça güzel betimlemelerle yansıtmış. Ama ya sonra? Kitabı yavaş yavaş kafanızda o en güzel duygularla geçmiş yıllarınızın tecrübesi ve geleceğinize yönelik, geçmişinizde yaşadığınız anıları şekillendirerek okumanızı tavsiye ederim 1K! Kitaptan seçtiğim platformda paylaştığım en güzel alıntılar: ~ Onu seviyorum ama geçeçek bu, geçmek zorunda, geçmemesi olanaksız. ~ Ah! Tam bir dakikalık mutluluk! Bir insana ömür boyu yetmez mi böyle bir mutluluk... ~ Gökyüzün her zaman aydınlık olsun Nastenka... Hayatınızın her köşesinde kitaplarla dolu bir hayat dilerim sizlere... Sevgiler, saygılar 1K!
Beyaz Geceler
8.2/10
· 38,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
30
Oğuz Aktürk
Beyaz Geceler'i inceledi.
218 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
BEYAZ ST. PETERSBURG GECELERİ
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/0i9F0L1dcsM Beyaz Geceler : St. Petersburg'da mayısın son haftası başlayıp temmuzun 15'ine kadar devam eden, geceleri havanın bir türlü kararamaması olayına verilen isimdir. Yani, güneşin doğup batma konusunda karar veremeyip muallakta kalması sonucunda gecelerin kısa bir dönem için siyah renkte olamaması ve St. Petersburg'daki annelerin çocuklarını dışarıda top oynamaları için akşam ezanından önce eve çağırmamaları aslında. Peki, Dostoyevski neden kitabındaki karakterlerin arasındaki etkileşim için özellikle bu ismi ve sadece St. Petersburg'da kısa bir süre için deneyimlenebilen bu özel dönemi seçmiştir? Aşık olduğumuzu gerçekten hissettiğimizde gönlümüz ferahlayıp, daha önce hiç yaşamamışçasına bir duygu hissetmeye başlamaz mıyız? Aşkın farkındalığında gecelerimizin gündüzlere karıştığını, günlerin bile artık ayırdına varamadığımızı hissetmez miyiz? İşte aynı bu özel dönemde yaşanan olayın aşktaki karşılığı da saflığı ve temizliği temsil eden beyaz renktir. Aynı gelinliklerde hakim olan ve masum bir temizliği ifade eden o renk gibi. Yalnızlığı tanımıyoruz. Kendimizi bile tanımazken yalnızlığımızın değerinin nasıl farkında olalım? Her gün konuşmak zorunda kaldığımız insanlar yüzünden kendimizle, kentimizle, anılarımızla ve esas konuşmamız gereken deneyimlerimizle konuşmaya vakit mi bulabiliyoruz? Bunların hiçbiri bahane değil, kendimizi kandırmayalım. Kendini ve kentini dinlemek, öyle Spotify'ın haftalık keşfinde istediğin şarkıya tıkladığın an şarkının aniden açılmasıyla elektrik enerjisinin etkisinin mıknatıs özelliği kazanan bobin ile sabit mıknatısın birbirlerine itme ve çekme uygulaması prensibinde çalışan bir kulaklık vasıtasıyla da olmaz ki... Bu yüzden, insanoğlunun kulaklığındaki daimi müzik sevgidir. Her ne kadar kulaklığınızı çıkartıp onu göz ardı etmeye çalışıp dinlememeye kalkışsanız da tınısı aynı Dönence şarkısında Barış Manço'nun "Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor." sözlerini yazarken belki de gizli bir gönderme yaptığı Beyaz Geceler kitabındaki St. Petersburg'un geceyi aydınlatan bir güneş misali sevgisindeki gibidir. Kitabın ana karakteri olan sevgiye muhtaç yalnız hayalpereste bir tüyo olarak Cemal Süreya'nın "Kim istemez mutlu olmayı, Mutsuzluğa da var mısın?" dizelerini hediye ediyorum. Mutsuzluğa bile varım demenin, yalnızlığın değerinin, dünyadaki bütün fani seslerin ve klonlaşmış sahte duyguların olmadığı bir dünya kurgulamak istiyor insan kendi kafasında. Ve çoğu zaman da mutsuzluğa bile mecburen varım dediğimiz sabahlara kalkıyoruz. Ama aklımıza bile gelmiyor ki geceler olmadan sabahların, sabahlar olmadan da gecelerin anlamının olmadığını. İşte bu kitap da belki edebiyat dünyasında gecelerin tam olarak olamadan sabahların anlamının olduğu tek kitap olabilir. Eğer bir gün St. Petersburg'a giderseniz, bu kitabı beyaz gecelerin olduğu dönemde bir de sabahlayarak/geceleyerek okuyun ki kitabın ana karakterinin nasıl Rusya'nın Kezbanskasına denk geldiğini iyice anlayabilin diye.
Beyaz Geceler
8.2/10
· 38,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
33
465