Daha da ilginci,
bir çemberin iki yarısı kör ve sağlam alana aynı anda sunulduğunda, hasta tam bir çember gördüğünü söylemektedir! Tek yarısı kör alana sunulduğunda, her zamanki gibi, hiçbir şey göremediğini, sağlam alana
sunulduğundaysa gördüğünü söylemektedir.
Araştırmacılar, bilinçsiz olarak algılanan uyaranların daha çok otomatik ve durdurulamaz tepkilere yol açtığı; buna karşılık bilinçli olarak algılanan uyaranların ise kişiye kendi tepkisini kontrol etme ve yönlendirme olanağı sağladığı sonucuna varmışlardır.
Bir keresinde V.J.’nin sağ yarıküresine “telefon” sözcüğünü gösterdik ve her zamanki gibi gördüğü şeyin ne olduğunu sorduk.
Elbette V.J. sol beyniyle konuşuyordu ve sol beyni “telefon” sözcüğünü görememişti. Dolayısıyla, sağ beyninin konuşma yetisi olmadığı için, “Bir şey görmedim” dedi.
Ancak, sol eline bir kalem verip gördüğü şeyin resmini çizmesini istediğimizde, hemen bir telefon resmi çizmeye başladı. V.J.’ye gösterilen sözcüğün “telefon” olduğunu bilmeyenler için çizdiği şeyin telefon olduğunu anlamak başlangıçta zordu. İlginç olan, bu durumun V.J.’nin kendisi için de geçerli olmasıydı.
Ne çizdiği konusunda onun da hiçbir fikri yoktu ve resim ortaya çıktıkça, herkes gibi tahminlerde bulunuyordu. En sonunda telefon resmi tamamlanmak üzereyken, o da bizimle birlikte çizdiği şeyin ne olduğunu anladı ve şaşkınlıkla:
“Haa, telefonmuş!” dedi.
Platon yaşadığımız bu dünyanın gölgeler dünyası olduğunu, asıl gerçek ve ebedi olanın fikirler (idea) dünyası olduğunu düşünmüştür. Bilinç ve irade sahibi insanın, ölümsüz bir ruh olduğunu ve bu ruhun ölümlü bir bedende hapsolduğunu, nihayet bedenin ölümüyle ruhun özgürlüğe kavuştuğunu söylemiştir. Platon’un bu “idealist” yaklaşımı günümüze dek özellikle büyük dinler yoluyla insanların düşüncelerini derinden etkilemiştir.