Binbir Renk Binbir Çiçek - Yaşar Kemal'li Anılar

·
Okunma
·
Beğeni
·
644
Gösterim
Adı:
Binbir Renk Binbir Çiçek - Yaşar Kemal'li Anılar
Baskı tarihi:
Ekim 2013
Sayfa sayısı:
480
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050917192
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Arif Keskiner'in gözünden Yaşar Kemal'in hayatından kesitler...

Ülkenin son 50 yılının panoraması...

Okurların anı yazarı olarak tanıdığı Arif Keskiner namı diğer Çiçek Arif bu kez de binbir renkli, binbir çiçekli ve de Yaşar Kemal'li anılarını yazdı. 60 yıla yaklaşan bir dostluğun öyküsünü okurlarıyla paylaştı.

Ama bu sadece bir anı kitabı değil…Bu kitapta Karacaoğlan, Dadaloğlu sesleniyor Toroslar'dan…

Nâzım Hikmet, Arif, Abidin ve Güzin Dino, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Ruhi Su, İlhan ve Turhan Selçuk, Can Yücel, Demirtaş Ceyhun ve daha nice dostlar geçit töreni yapıyor…

Çukurova'nın düzü, İstanbul'un Kulisi, Paris'in sokakları tanıklık ediyor hem tarihe, hem Arif Keskiner-Yaşar Kemal dostluğuna… Çukurova'nın binbir rengi binbir kokusu siniyor üzerinize…

Arif Keskiner, böyle bir kitaba başladığını söylediğinde usta yazar Yaşar Kemal, "Madem kalem de almış başını gidiyor, dizginlerini çekme, varsın istediği gibi yazsın. Bizler Çukurova'da çok şeyler yaşadık, gördük. Birlikte az şey mi yaşadık be Arif… Anlat gitsin hatırladıklarını" diyor.

Ve kalem alıp başını gidiyor Binbir Renk Binbir Çiçek'te…

Yaşar Kemal'le yaşanmışlıklar eşliğinde...
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kimi çekemeyenler ya da kitap okumayanlar, onun çok uzun yazdığından, kitaplarının kalınlığından söz eder; kimi de bir karıncanın yürüyüşünü on sayfa, bir kelebeğin uçuşunu yirmi sayfa anlattığından... Hatta bazen can dostu Ara Güler gibi, şaka yollu da olsa, "Adam öyle yazoor ki abi, bir damla gözyaşı, otuz sayfada yere zor düşoor" diyenlere de rastlarsınız. Oysa ben onun, bir çavlan gibi coşkulu akan diline, zengin Türkçesine hastayım. Onda, sözcükler dans eder doğayla... Dile gelir... Kanatlanır uçuşur... Türkü olur, bozlak olur, ağıt olur...
Bu gün etrafımızda hala yoksulluk, açlık,sefalet yaşanıyorsa hem de dünyada çok zengin olduğu halde, insanlık için bir yüz karasıdır düşüncesinde. Bir insanın başka bir insanı aşağılaması, bir ülkenin, bir toplumun başka bir toplumu aşağılaması, bütün insanlığın aşağılanması değil de nedir?
Farklı kültür ve renkte olan Küba’da sordum:
‘’Bir rengin başka bir rengi aşağılamasının cezası nedir?’’ diye
‘’Devrimin en ağır cezası verilir’’ dediler.
Vera Nazımı anlatıyor:
Biliyor musunuz? O hala bu evde. Birlikte yaşıyoruz. Ben öldüğünü sanıyordum, yanılmışım. Görüyorum ki o benden ayrılmamış. Bu kadar yıl geçmesine rağmen hala bir yerlerden çıkıveriyor. Bazen tabloların tozunu alırken bir kağıt parçası düşüyor yere. Eğilip alıyorum. Bakıyorum. Bana yazılmış bir şiir. Bazen eskimiş bir koltuğun kılıfını değiştirirken, koltuğun içinden çıkıyor karşıma; Üç beş satır halinde. O zaman anlıyorum ki Nazım gitmemiş. Hala Burada. Benimle birlikte.’’Ben ölmedim, beni unutma’’ demek istiyor sanki. Ben nasıl unuturum ki onu? Nazım’ı anlamak o kadarda zor değil benim için.
17 Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya gelen Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963’te Moskova’da, memleketine hasret hayata gözlerini yumduğunda 61 yaşındaydı.
Son Paris yolculuğundan sonra, ölüm korkusu sarmalına girdiği kış gecelerinin birinde Nazım, ülkesinin özlemiyle ilgili bir vasiyette bulunmuştu Vera’ya. Bakın ne demişti o vaziyette:
…Veracığım… Dönüşte bütün şiirlerimi bir banda kaydedeceğim. Canın sıkıldığında Nazımcığını dinlersin. İşte tek istediğim bu. Sonra Türkiye’ye de ver bu sesi. Benim ülkemle barışmam ölümümden sonra olacak. Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım. Seni bir kerecik olsun, tek bir kerecik olsun ülkeme götürememiş olmak çok yazık. İstanbulumu gösterirdim sana. Nasılda ağırlardım seni orada.
Dostlarıma götürürdüm seni… Balaban’a giderdik. İşte ressam diye ben ona derim…Orhan Kemal’i kucaklardım. Sabaha dek söyleşirdik onunla.
Sonra Yaşar Kemal’e giderdik. Thilda bize iyi bir çay demlerdi. Yaşar çok iyi bir yazardır. Yeteneği öfkeli, yumuşak,tam bir halk tipidir, senin anlayacağın. Burada insanların onun İnce Memed’ini kapış kapış alıp okumalarından çok memnunum. Orta Direk’de mükemmel bir roman. Demek ki şu Gallimard’da gerçek seçici bir zevk var. Gençliğinden beri bulup çıkarıyor yazarın iyisini. Yaşar anlatır, ben dinlerim. Biliyorsun Paris’te beni görmeye gelmek, gizlenmeden sakınmadan benimle konuşmak,tüm bugünler boyu, sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar benimle şehirde dolaşmak yürek işiydi. Şiirlerimi ezbere okumaya başladığında,mutluluktan aklımı yitiriyordum nerdeyse. Biliyorsun, zaman zaman şiirlerimin Türkiye’de unutulduğu kanısına kapılıyorum. Onun sayesinde inancım tazelendi, Türkiye’ye kendi halkıma,kendi geleceğime… Sonra Refik’i arar bulurduk. Bir kayık kiralar,kıyı boyunca gezerdik. Yaşıyorsam bugün,bunu ona ve bir başka dostuma borçluyum.
Mehmet Fuat’a telefon ederiz. Belki gençlik günlerimde ve sonrasında iyi babalık etmedim ona. Annesi Piraye olağanüstü bir kadındı.
Mehmet Ali Aybar’la görüşürdük.
Genç şairlerin yanına gider, kim daha gençmiş bakardık.
Çankırı hapishanesinin önünden geçerdik. İçeri girmezdik, ama müdürü Tahsin Bey’le, o iyi adamla minnettarlıkla görüşmek isterdim.
Eski savcı İzzet Akçalı’ya uğrardım mutlaka. Resimlerim, şiirlerim kalmıştı onda…Kim bilir ne yaptı onları? Saklamış mıdır?
Galata Köprüsü’nde dururduk biraz.
Ayasofya’yı gösterirdim sana. İşte o zaman tutamazdım çığlığını…
Sonra yavaş yavaş Beyoğlu’nu gezeriz, Şehrimizin merkezini görürsün. Halkımın ne sıcak, ne güzel olduğunu algılaman… Benim bağrından çıktığım, fokur fokur kaynayan insan denizini görmen…
Akşam seninle deniz kıyısına giderdik,dostlarla . Sana balık hazırlamak için kendim girerdim mutfağa.
Verusya, ben artık olmadığımda ,hiç değilse bir kerecik olsun git Türkiye’ye. Gizlice olsa bile. Benim için yap bunu. Eminim çok hoşuna gidecek. İnan bana. Git memleketime. Seni orada karşılayacağım.Mutluluğum benim,Git,çünkü ben orda olacağım. karım,bir tanem.
Nedim Şener;
Ben, ‘’Haksızlık ortaya çıkacak, hukuk işleyecek ve adalet gerçekleşecek, kısa süre içerisinde evimize gideceğiz’’ diye düşünürken,7-24 Mart arasındaki iki haftada,içine düştüğümüz karanlık iyice koyulaşıyordu.Savcı Öz’ün uygulamaları ve ülkeyi yönetenlerin açıklamaları,durumumuzun, ucunda ufak da olsa bir ışık bulunan bir tünelin başında olduğumuzu değil,dibi karanlık bir kuyunun içine düştüğümüzü gösteriyordu.
…İşte o koyu karanlık günlerde,aslında ne olduğumu ve neyin içinde olduğumu anlamaya çalıştığım o günlerde, yazar Yaşar Kemal’in ÇGD’nin verdiği onur ödülü törenine gönderdiği ve orada okunan yazı kendime gelmemi sağladı. Bu yazı,aslında beni kim olduğumu, neyle karşı karşıya kaldığımı,korkularımı, korkularımla nasıl baş edeceğimi, ve bu karanlığın içinden onurumla nasıl çıkacağımı anlatıyordu.
Düştüğüm koyu karanlık ve soğuk kuyunun içinde bana umut veren küçük bir işaret parçasıydı.Kaç kez uyumadan önce yatağımda o yazıyı okudum.
En büyük acım, insanlara yalan söyledim, adımı değiştirerek kendimi sakladım. Benim Kemal Sadık Gökçeli olduğumu bir Abidin Dino, bir Arif Dino, bir de romancı arkadaşım Orhan Kemal biliyordu… Ortaokuldaki Türkçe öğretmenimle karşılaştım bir gün Adana’da. ‘’Yahu Kemal’’ dedi,’’ sen de gazetecisin bilirsin. Çok iyi bir yazar var Cumhuriyet’de kimdir acaba?’’ Yaşar Kemal’i övdü. Ona bile o yazarın ben olduğumu söyleyemedim. Öğretmenimin ismi Enver Mücen’di. Sonra İstanbul’a geldi. Ondan o kadar utanmıştım ki, onu nerede görsem kaçıyordum. Bir daha yüzüne bakamadım. Oysa onu ne kadar çok seviyordum. Ama yolumu ben seçmiştim. Fazla ağırıma gitmiyordu bana yapılanlar.
İnsanoğlu her zaman iyimserdir. İçi yaşama sevinciyle doludur. Bir karanlıktan geldik, bir karanlığa doğru gidiyoruz, bu çok belli bir şey, çok kötülük, çok savaşlar, çok salgınlar, çok zulümler gördük, ama dünya güzel, vazgeçilmez, diyorlar. Bu sözler benim sözlerim değildir. Bu sözleri, destanlardan, türkülerden, masallardan, balatlardan, ağıtlardan, Dostoyevski'den öğrendim. Nereden gelip, nereye gidersek gidelim, bu güzel dünyayı, bu ışığı, bu bin bir renkli toprağı, bu içleri sevinç dolu insanları gördük ya, yaşadık ya, ya hiç gelmeseydik, bu güzelim dünyayı hiç görmeseydik.
İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ben ışığın, sevincin türkücüsü olmak istedim her zaman. İstedim ki benim romanlarımı okuyanlar sevgi dolu olsunlar, insana, kurda kuşa, börtü böceğe, tekmil doğaya...
Arif Keskiner
Sayfa 382 - Yaşar Kemal, Alman Yayıncılar Birliği Ödül Konuşması, 1997

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Binbir Renk Binbir Çiçek - Yaşar Kemal'li Anılar
Baskı tarihi:
Ekim 2013
Sayfa sayısı:
480
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050917192
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Arif Keskiner'in gözünden Yaşar Kemal'in hayatından kesitler...

Ülkenin son 50 yılının panoraması...

Okurların anı yazarı olarak tanıdığı Arif Keskiner namı diğer Çiçek Arif bu kez de binbir renkli, binbir çiçekli ve de Yaşar Kemal'li anılarını yazdı. 60 yıla yaklaşan bir dostluğun öyküsünü okurlarıyla paylaştı.

Ama bu sadece bir anı kitabı değil…Bu kitapta Karacaoğlan, Dadaloğlu sesleniyor Toroslar'dan…

Nâzım Hikmet, Arif, Abidin ve Güzin Dino, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Ruhi Su, İlhan ve Turhan Selçuk, Can Yücel, Demirtaş Ceyhun ve daha nice dostlar geçit töreni yapıyor…

Çukurova'nın düzü, İstanbul'un Kulisi, Paris'in sokakları tanıklık ediyor hem tarihe, hem Arif Keskiner-Yaşar Kemal dostluğuna… Çukurova'nın binbir rengi binbir kokusu siniyor üzerinize…

Arif Keskiner, böyle bir kitaba başladığını söylediğinde usta yazar Yaşar Kemal, "Madem kalem de almış başını gidiyor, dizginlerini çekme, varsın istediği gibi yazsın. Bizler Çukurova'da çok şeyler yaşadık, gördük. Birlikte az şey mi yaşadık be Arif… Anlat gitsin hatırladıklarını" diyor.

Ve kalem alıp başını gidiyor Binbir Renk Binbir Çiçek'te…

Yaşar Kemal'le yaşanmışlıklar eşliğinde...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • IBRAHIM YAZICIOGLU
  • BARAN
  • Esra
  • mine güngör

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0