Kim Sun Mi | Bisküvi
“Bu acımasız dünyada zayıf bir kalple nasıl hayatta kalabilirsin ki?”
Bisküvi, isminden de anlaşılacağı gibi; “görünmez”, “kaybolmuş” çocukları – “bisküvileri” – anlatıyor. Ana karakterimiz Seong Je‑seong, işitme duyusunda sorunlar yaşayan genç bir adamdır. Seslere karşı aşırı algılıdır; terapiler alır, zaman zaman hastaneye yatırılır . Ama esas öykü, onun “bisküvileri” gördüğü an başlar: yani çevresindekilerin fark etmediği, kimsenin görmediği ama var olan insanları…
Seong, onların varlığını kabul etmek, onları “görünür” kılmak için mücadele eder. Ancak bu, zaman zaman yalnızlaştırır onu. Çünkü başkalarına göre o delidir. Ailesiyle, arkadaşlarıyla çatışır; ama o inatla, dikkat çekilmeye değer olmadığını sandığımız bu “bisküvileri” kurtarır, onları görünür kılar.
Kim Sun Mi’nin kalemi, incecik bir tül gibi. Yumuşak, sakin ama duygusal olarak dokunduğu yerler çok derin. Bisküvi, ilk bakışta bir gençlik hikâyesi gibi durabilir ama satırların altına indikçe aslında bir çocuğun değil, hepimizin ruhsal yalnızlığına seslendiğini fark ediyorsun.
Bu kitap bana “görmediklerimizi görmeyi” öğretti. Seong’un, çevresi tarafından “garip” bulunan halleri, aslında bizlerin duyarsız kaldığı dünyaya karşı geliştirdiği bir tepki. O, duyduğu seslerle değil; insanların duymadığı çığlıklarla baş etmeye çalışıyor. Ve işte bu noktada kitap beni çok vurdu. Çünkü bazen biz de öyle değil miyiz? Kalabalıklar içindeyken bile “görülmeyen” biri oluveriyoruz.
Bisküviler, sadece kitapta “görünmeyen insanlar” değil. Onlar; okulda köşede oturan çocuk, parkta kendi kendine konuşan yaşlı adam, kalabalık sofralarda susturulan kadın, iş yerinde dikkate alınmayan genç… Hepimiz bir anlığına bir “bisküvi” olmamış mıyızdır?
Ve işte bu yüzden Bisküvi, seni anlatıyor, beni anlatıyor,