Dört mevsim yeşil kalan, erkek ve dişi organları bir arada olan, bu nedenle değişik tipleri olabilen bir bitki, “çay”. Üç türü var: Çin, Assam ve Kamboçya.
Ülkemizde çay denince akla hemen Zihni Derin geliyor ama ondan önce Hulusi Bey de varmış.
Çayın kalitesi, asıl kıvırma işlemiyle ortaya çıkıyormuş; anavatanı yukarı Birmanya, Güney Doğu Çin ve Orta Vietnam arasında kalan bölgeymiş. (MÖ. 2737) Çay hakkındaki en eski kaynak, 879 yılındaki bir Arap seyahatnamesiymiş. Daha sonra Japonya da “çay odaları” yapılmış, çay üstatları yetişmiş ve “çailik” mezhebi ortaya çıkmış. Okakuro Kakuzo’nun “Çayname” adlı eseri de meşhurmuş.
Bu kitapta çayın kendisi, tarihçesi, özellikleri, geçirdiği işlemler, demlenme şekilleri, ilginç hikayeleri ve efsaneleri; çay törenleri, deyimleri; çay ile ilgili ilkler, önemli eserler, yolsuzluklar; edebiyatta, şiirlerde, ilahilerde, sinemad ve tiyatroda çay teması gibi konular geniş bir açıyla ayrıntılı anlatılmış.
Yazar, çayın güzel demlenme tüyolarını ve değişik yöntemlerle çay demleme önerilerini derli toplu bir şekilde belirtmiş ve bunlar çok fazla olduğu için yazamadım. Kitapta çay sözlüğü de mevcut. Çayın destanını bile yazmışlar ve siyah beyaz yetersiz de olsa birkaç görsel eklemişler.
Çayın yoğun bir şekilde anlatıldığı bu kitabı okuduktan sonra aklıma, Sn. Ömer Öztürk’ün İstanbul’da şehir hatları vapurunda ünlülerle söyleşi yapıp sunduğu “Vapurda Çay Simit Sohbet” programı geldi. Ben de kendi çayımı demleyip içerken bu programı severek izlerdim.
Bir de işhanlarında eskiden marka ile çay isteme durumları aklıma geldi; kahvenin ağırlığı var tabi, ona daha çok marka verilirdi, oralarda sistem yine halen öyle midir, bilemiyorum artık.
Sarayburnu’nda püfür püfür esen rüzgarda garsonun getirdiği demlikten çay içmek de bir o kadar keyifliydi ve