Adı:
Cinayet Sanatı
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750836756
Kitabın türü:
Çeviri:
Burçin Karamercan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
1880 yılı, Londra’nın yoğun sisli, tekinsiz sokakları... Kurbanlarının parçaladığı bedenleriyle yarattığı sanatsal kompozisyonlarla mitolojik bir mertebeye erişen bir seri katil, yarattığı korku dalgasından beslenerek büyür.

Bu tek kişilik gösteriyi izleyen her Londralı sıradaki kurbanın kendisi olabileceğinin bilincindedir. Korkuya karışan haz, gösterinin heyecanını daha da artırır.

Tiyatro salonlarının ve sanatçıların merkezinde olduğu, Karl Marx gibi tarihi kişiliklerin cinayet şüphelisi olarak ifade vererek kurguya katıldıkları hikâye, kocasını öldüren Elizabeth Cree’nin asılmasıyla başlar. Elizabeth gerçekten suçlu mudur? Belki de sakladığı sır, merhum kocasının günlüğünde gizlidir: “Güzel, güneşli bir gündü ve ben bir cinayetin yaklaşmakta olduğunu hissedebiliyordum.”

Ackroyd Cinayet Sanatı’nda -tıpkı Dostoyevski’nin St. Petersburg’u, James Joyce’un Dublin’i ve Orhan Pamuk’un istanbul’u kullanması gibi- kurgusunun arka planına çok iyi bildiği ve ilmek ilmek işleyerek anlatmaktan keyif aldığı Londra’yı yerleştiriyor. Bu bağlamda roman, heyecan verici bir seri katil hikâyesini akıcı bir dille vermenin yanısıra Victoria dönemi Londrası’nın yaşam koşulları hakkında da belgesel izleniyormuş hissi veren ayrıntılara yer veriyor.

İdam sahnesiyle açılan roman başka bir idam sahnesiyle biter. Bu simetrik sahneler cinayet ile sanat ve yaşam ile ölüm arasındaki gerilimi acımasız bir çerçeve içine alır.
240 syf.
·7/10
Sıradan bir "Katil Kim?" romanı değil. Viktorya döneminde geçen kitaptaki karakterlerden bazıları döneminin tanınmış kişilliklerinden. Hatta Karl Marx bile şüphelilerden biri. Bunların ağzından fikirleri de paylaşılmış.
Golem'in ortaya çıktığı Londra'nın o zamanki sefil bölgesi Limehouse. Bu sefaletin kol gezdiği bölge baş karakter Golem'den bile rol çalıyor gibi. Adeta onun cinayet sanatını icra ettiği ve izleyenlerini coşturduğu ışıklı bir tiyatro sahnesi. Zaten Golem'i yetiştiren de aynı şehir. Böylelikle roman suç, şehir ve yoksulluk üzerine bir bağıntı kuruyor.
Ne yazık ki ben kitabını okumadan filmini izlediğimden okuma zevki bir tık düştü. Siz öyle bir hata yapmayın. Gerçi kitabını okuyunca da filmin zevki kaçıyor ki filminin de oldukça iyi olduğunu belirtmek isterim. Bu kısır döngünde seçim sizin...
Insanoğlunun çok fazla gerçeğe dayanamaması gibi bir durum yoktur,insanoğlu yapayliğa dayanamaz.
Yaşamı sanki en ufak bir şanssızlıkla zarar görebilecek değersiz ve narin bir şeye dönüşmüştü.
Çapulcular kazanana gider. Yüzyılımızın dersi bu. Biliyor musun Aveline, sanırım kaybedenlerin arasında yer almak isterdim.
Bir şey beni terk etmişti;gurur ya da tutku muydu bilemiyorum ama bir şey benden sonsuza kadar ayrılıp gitmişti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cinayet Sanatı
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750836756
Kitabın türü:
Çeviri:
Burçin Karamercan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
1880 yılı, Londra’nın yoğun sisli, tekinsiz sokakları... Kurbanlarının parçaladığı bedenleriyle yarattığı sanatsal kompozisyonlarla mitolojik bir mertebeye erişen bir seri katil, yarattığı korku dalgasından beslenerek büyür.

Bu tek kişilik gösteriyi izleyen her Londralı sıradaki kurbanın kendisi olabileceğinin bilincindedir. Korkuya karışan haz, gösterinin heyecanını daha da artırır.

Tiyatro salonlarının ve sanatçıların merkezinde olduğu, Karl Marx gibi tarihi kişiliklerin cinayet şüphelisi olarak ifade vererek kurguya katıldıkları hikâye, kocasını öldüren Elizabeth Cree’nin asılmasıyla başlar. Elizabeth gerçekten suçlu mudur? Belki de sakladığı sır, merhum kocasının günlüğünde gizlidir: “Güzel, güneşli bir gündü ve ben bir cinayetin yaklaşmakta olduğunu hissedebiliyordum.”

Ackroyd Cinayet Sanatı’nda -tıpkı Dostoyevski’nin St. Petersburg’u, James Joyce’un Dublin’i ve Orhan Pamuk’un istanbul’u kullanması gibi- kurgusunun arka planına çok iyi bildiği ve ilmek ilmek işleyerek anlatmaktan keyif aldığı Londra’yı yerleştiriyor. Bu bağlamda roman, heyecan verici bir seri katil hikâyesini akıcı bir dille vermenin yanısıra Victoria dönemi Londrası’nın yaşam koşulları hakkında da belgesel izleniyormuş hissi veren ayrıntılara yer veriyor.

İdam sahnesiyle açılan roman başka bir idam sahnesiyle biter. Bu simetrik sahneler cinayet ile sanat ve yaşam ile ölüm arasındaki gerilimi acımasız bir çerçeve içine alır.

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Melike dalga
  • Ares _
  • Ayfesa
  • Hüsna Şahin
  • Deniz Yılmaz
  • Mert
  • Burcu
  • Faramir
  • Toprak
  • kitapruhluadam

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%25 (1)
8
%0
7
%25 (1)
6
%50 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0