....yalnızca yiyeceğe duyulan açlık değildi bu,topyekun açlıktı;umut ve özgürleşme açlığı,yeryüzünde eksik olan her şeye duyulan,baş döndüren,sersemleşmiş sürülerin arasında insanı ileri doğru iten açlık...
Burada çok hızlı gelir gece , çekilen bir perde gibidir, dumansız, Bulutsuz, gosterişsiz. Neredeyse hiç hava , hiç su kalmamış gibidir, yalnızca dağların söndürdüğü güneşin ölgün ışığı.
"Burası bir bakıma insan yasalarının geçersiz olduğu tek, belki de son özgür ülkeydi.Taşlar ve rüzgar için yaratılmış bir ülke,bir de akrepler ve yabani tavşanlar için; güneş yakarken,gece dondururken kaçıp gizlenmeyi bilenlerin ülkesi."
Sanki ağzından, alnından, avuçlarının içinden ve karnından, kendisine yabancı bir şeyler doluyordu içine; bağrının derinliklerine işleyen ve onu gözle görülmez şekilde değiştiren bir şey, belkide sessizlikti bu; …
Bir gün, ah bir gün, karga beyaz olacak, deniz kuruyacak, kaktüs çiçeği bal verecek, akasya dallarıyla döşek yapacağız, ah, bir gün yılanın dilinde zehir kalmayacak ve tüfeklerdeki kurşunlar ölüm saçmayacak...
Burası bir bakıma insan yasalarının geçersiz olduğu tek, belki de son özgür ülkeydi. Taşlar ve rüzgar için yaratılmış bir ülke, bir de akrepler ve yabancı tavşanlar için; güneş yakarken, gece dondururken kaçıp gizlenmeyi bilenlerin ülkesi.