Türkiye'de yeni yeni alınganlıklar türedi. Meselâ: "Türk sineması" yerine "Türkçe sinema" veya "Türkiye sineması" derseniz kimi Türkçüler sizi taşlıyorlar. Bunu "Türklüğe husumete" yoruyorlar.Ben öyle anlamıyorum. Çünkü Türkiye'yi sadece Türk unsurundan ibaret olmayan halita şeklinde görüyorum. Burada yapılan şeyler, evet, ağırlıkla "Türkçe" oluyor fakat sadece "Türkî" olmuyor. Nitekim bunun üzerine yazılmış makaleler de var. Türk sinemasının içinde birçok Kürt, Çerkes, Arab, Arnavut vs. öğe de barınıyor. Öyle analım-anmayalım. Varolduklarını biliyoruz. Şivesinden, giysisinden, âdetinden bu öğenin de "Türkiye sinemasına" dahil edildiğini okuyoruz. O yüzden "Türk sineması" demek yerine "Türkiye sineması" demeyi tercih ediyoruz. Husumet etmiyoruz. (En azından benim böyle bir niyetim yok.) Kardeşane bir fikirle isabet ediyoruz.Mehmed Niyazi Hoca merhum da, bir söyleşisinde, efsanesi Malazgirt savaşına dayandırılan Türk bayrağının "aynı zamanda Kürt-Arab bayrağı da sayılması gerektiğini" söylemişti. (Mehmed Niyazi Hoca'yı Müslüman Türkçüler herhalde tanır severler.) Çünkü, savaşan o mübarek orduda çok sayıda Kürt de vardı, Arap da vardı. Eğer efsane hakikatse, yani şüheda kanı akıp biriktiyse, o kırmızılıkta ayla yıldız yansıdıysa, Arapların-Kürtlerin kanı siyah değildir, onlar da vardır.
Üstelik "Türkiyeli değil Türküüüüm!" deme meraklıları da, iş sıkıya geldiğinde, "Türkiye" demeyi ihmâl etmiyorlar. Geçen Erhan Afyoncu'ya takıldığım mevzu meselâ. Evet. Twitine "manşet" atıyor: "Türkiye yaşlanıyor!" Mesud Özil, yıllar önce, Alman milli takımını bırakırken şöyle bir cümle yazmıştı: "Kazanınca Alman kaybedince göçmen oluyorum!"Bizimki de o hesap. Dayağı beraber yiyoruz. Her güçlüğü beraber çekiyoruz. Cihadı beraber ediyoruz. **Fakat iş "iyi