Bazı kitaplar vardır onları okuyup geçemezsiniz. Kavga edersiniz kitapla, olmaz dersiniz. Senin dediğin dünya burası değil...
Sizin siteminize gülümser kitap, daha da hiddetlenirsiniz. Sabır der sanki kolunuza girer de, az bi dur hele daha başındasın yolun diye.
Sayfaları ardı ardına çevirmeye başladıkça ise ikna olmaya başlarsınız. Sevgi ve merhametin en iyi cerrahlar olduğuna...
Hayat damarlarımızı koptuğu yerden onarır. Sarar sarmalarlar. İyileşir kalbimiz. Hayretimiz artar. Tefekkür etmeye başlarız. Aslında öyle değilmiş bak der, bize sayfalar ilerledikçe kitap. "Bu dünyayı çok da kafana takma!" " Hüzünlü gönlümüzün huzur bulması ve kavuşmalar için son adresimiz hakikat yurdudur." Senin kavgan boşa diye, gönlümüze dokunur... Gönle dokunan her ne var ise o bizim baharımız olur. "Ben dönmeyebilirim, sen çiçek açmaya devam et!" Dağlım diyor yazar...
Dağlım, bahar kokulum.
"Gidecek yerim kalmadığında değil, ilk fırsatta kapını çalacağımı bilmeli ve beni beklemelisin." Diye bitiriyor son satırlarını... Bir kitap okumuyorsunuz işte, yazarla karşılıklı çay içiyorsunuz kitabın sonunda. Öyle sevgi dolu kalkıyorsunuz ki masadan, sanki tüm mevsimler bahar, tüm dünya Aşk kokuyor... Teşekkür ediyorum bize Aşkı, bize baharı yaşatan kıymetli abimiz İbrahim Çolak namı diğer İhtiyara...
Bazı kitaplar vardır, onları okuduğunuz zaman madden veya mânen bir birikiminiz olmaz ama kalbinizde bir yere dokunur. Merhamet diye bir güzelliği hatırlatır, bir dağ esintisi, bir çiçek kokusu gelir sanki öteden. İşte öyle bir kitap Dağlım...
Edebiyat dünyasına farklı bir bakış açısı getirmiş yazar İbrahim Çolak.
Samimi üslubuyla gönüllere taht kuran, yıllar geçse de unutulmayacak, okunulası bir kitap.
Yüreğe dokunan her bir satırıyla okunmaya hatta her satırının altı çizilmeye ve bir yerlere yazılmayı çoktan hak eden bir eser.
Şöyle başlıyor kitap;
“Şu uzun ömrümün en güzel ah’ına, Dağlıma…”
Bir Ah! cekerek bitirmek kitabı...
O kadar naif ve güzel duygularla yazılmış ki kitap,bitirmek istemiyor insan
Ve son paragraf şöyle bitiyor:
Oturduğum çay ocağı,dünyanın öbür ucu kadar ıssız ve karanlık.Gerçek şu ki bir de " Altın Hızma" çalıyor usulcacık.İçimi parçalayan bi acı olmasa,senin gerçek olduguna inanmayacağım.Elimde tuttuğum çay bardağı soğumuş,gözyaşlarım sıcak.Yüreğimin acıya dayanıklı olduğunu sanırdım.Saçlarıma dolan rüzgâr,yollarıma düşen uçurum,gönlüme vuran aşk.Ve ahh... Trabzon otogarı...
Kitabı okurken bir gün ben de böyle sevilir, böyle özlenir miyim, derdim hep. Öyle içten cümleleri vardı ki... İnsanın büyüsüne kapılıp gıpta etmemesi imkansız. Sevdiğine sevdiğini, dertlerini, özlemini, sitemini, dualarını aktarışı, bunu yaparken kendine özgü kullandığı imgeleri...
Gökten düşen er geç toprağa karışır. Bu yağmur ve insan için de aynıdır. Yağmur gökten toprağa, insan topraktan toprağa düşüp ölüme kavuşuyor. Cok dogru keske herkes farkında olsa bunun..
Hani bir kitabı okuduktan sonra o kitap sizin için artık bir kitaptan daha fazlasıdır ya hani işte öyle...
Kitap bitti, kalbimde tarifi imkansız bir burukluk var, sanırım birazda okuduğum zamanlama ile çok yakından ilgili... Mezun oldum, sevdiklerim, farklı yerlere dağıldılar..
Zaman geçtikçe, özleyeceğimiz dostları da tek tek heybemize atıyor sırtımıza yükleyip devam ediyoruz yaşamaya..
Yük dediysem lafın gelişi, insanın sevdikleri hiç yük olur mu ki?
Kimi zaman merhemdir, kimi zaman çiçek, kimi zaman sığınılacak bir dağ, kimi zaman gözlerimizin mutluluktan parlamasını paylaşacağımız bir çift göz kimi zamanda özleyeceğimiz, eksikliklerini enn derinden hissedeceğimiz bir sıcak yürek..
Tam da bunları geçirirken kalbimden, ince bir sızı hissederken yüreğimin tam ortasında İbrahim abinin şu güzel cümleleri içime ılık bir su serpti...
"Veda resmiyettir ve sevenler istese de veda edemez zaten. Hem biz hakikat yurduna inanıyor değil miyiz? Dağlım?
Ne güzel söyledin be İbrahim abimm.. Yine çoğu zaman olduğu gibi senin cümlelerinle teselli ettim şu yorgun kalbimi..
Bu satırlardan sonra kitap yorumuna nasıl geçeceğimi bilmiyorum. Ama bir kaç cümle ile kalbime şifa olan bu güzel kitabı herkes okusun diye anlatacağım.
İbrahim Abiyi köşe yazılarından tanıyodum. Taa ki @smyytun bana bu güzel kitabı hediye edene kadar.
Kitabın ilk kapağından son kapağına kadar sanki kalbimin üzerine beyaz bir güvercin yuva yapmışta bende onu ürkütmemek için usul usul hareket etmeliymişim gibi hissettim.
Hangi sayfayı okusam, dünyanın en güzel yerindeymişim gibi hissettim.
Bazen yemyeşil dereler akan bir yerde, bazen miss gibi kokan rengarenk çiçeklerin içindeymiş gibi.
Bazende karanlık bir gecede yıldızların altında hafiften esen rüzgardan üşümüş gibi..
Bazende sevdiğininin omzuna başını yaslamış
Arkadaşımla her kitap gördüğümüz de ilk yaptığımız şey kitabı sanki bir gelenekmiş gibi rastgele açtığımız bir sayfa da gözümüze çarpan ilk cümlenin aslında bizi anlatan ya da bir işaret olan bir cümle olduğunu düşünürüz hep. İşte Dağlım, 2.el kitapların bulunduğu bir yerde rastgele elime aldığım bir kitaptı. Sadece cümlemi okuyup bırakacaktım. Elime alıp gözlerimi kapattım, bir sayfa açtım ve gözlerimi açınca ilk dikkatimi çeken bir başlıktı. " Dağlım, öğretmenim, varlığına müteşekkirim." İçim kıpır kıpır olmuştu. Köyde doğmuş büyümüş, dağlar yakın arkadaşı olan bir öğretmen adayı olarak bu cümle benim için yazılmıştı sanki. Ve o günler de benim için kıymetli biri de bana sürekli "öğretmenim" diye hitap ediyordu, birazda onu anımsattı bu cümle bana. O yüzden tesadüf olduğuna inanmıyordum. Kitabı hemen aldım , 2.el bir kitaptı bu daha da ilgimi çekiyordu. Hatta kitap yazarından imzalıydı, ilk sayfasında kitabın ilk sahibine bir not vardı.
" Veysel'e,
Öğrenmenin yollarından biri sevmek ve vermektir. Ve yine sevmek ile vermek....." Devamını, yazı çok karışık olduğu için hiç bulamadım çok kafa yormama rağmen. Bu kitap neden oraya düşmüştü çok merak etmiştim keşke öğrenebilseydim. Kitabı aylar sonra okumaya fırsatım oldu. Tamda sevgi konusunda kafamın çok karışık olduğu, kalbimin çok buruk olduğu bir dönemden geçerken kitabı okudum. (Ve bunların sebebi o kıymet verdiğim kişiydi) Nasıl tabir edebileceğimi tam bilemiyorum, kitabı bitirince yumuşacık olmuştum hani böyle çok yakın bir dostumla saatlerce çay eşliğinde sohbet etmişim gibi. İçimde ki o burukluğa merhem olmuştu sanki. Tam olarak bu dönemime denk gelmesi de tesadüf değildi bence.
Bir incelemeden çok duygularımı anlattığım bir metin oldu ama olsun bunu anlatmak istemiştim. Herkese sevgilerle:))
〰️Dağlım|İbrahim Çolak〰️ @ihtiyarkitabevi
Yazarı Twitter paylaşımlarıyla tanıma fırsatım oldu. İlk karşılaştığım cümlesi de kendisinden çok sık alıntı yaptığım ve çokca sevdiğim “Kalp kırmayı, gönül yıkmayı umursamıyor ve sonra kalkıp imandan bahsediyor insanlar. İman, ayet ve hadisleri nefsimize göre tefsir etmek değil, imanlı olmak kalp kırmamaktır” cümlesiydi. Bu vesileyle yazılarını takip etmeye başladım.
Baskısı tükendiği için uzun zamandır kitabını almak için bekliyordum ve sonunda kavuştum.
Kitapta öyle huzur dolu cümleler var ki, sanki satırları okumuyorum da elimde sıcacık bir çay ile bir dostla sohbet ediyormuş hissine kapıldım.
Kitaptan Alıntılar
Sevmek; sevilenin hayatına renk katmaktır, rengini soldurmak değil.
Ardında bıraktıların küçülmeye, yaklaştığın şeyler büyümeye ve sahip oldukların sıradanlaşmaya başladığında kalbinden uzaklaştığını bilmelisin.
Neylersin gönlümü gönlümle aynı hizaya yazmışlar.
Yaylalara benziyor yüzün, sis kalktığında her yanın çiçek.
Şimdi yüzlerce fotoğrafımız var ancak güneşli çayırlarımız yok. Şimdi her türlü ulaşma imkanımız var, bahanemiz çok,samimiyetimiz yok. Şimdi gereksiz ve afili yorgunluklarımızdan yürümeye, koşmaya mecalimiz yok.
Kendi dışında , kendi uzağındaki mutluluğa inanan insanlarla yolculuk edemez, bu insanları sevemezsin
İnsanın insana konuşarak değil hissederek sığınacağını öğrenmem çok zamanımı aldı.
Bir hüznün içini hangi yağmur doldurur?
Ben öyle sanıyorum ki dünyada olmamızın hikmeti bu; yitirdiğimiz uzak sesler üzerine düşünmek, kafa yormak, onları aramak, onlara kulak kabartmak için bu dünyada yaşıyoruz
Gökyüzünü göğsüme doldurmuş Rabbim. Bu duygunun adı yok; adı olsun dersen adı aşk olsun.
Trabzon doğumluyum. 69 yılının, karlı bir kış günü Adapazarı’na taşındığımızı hatırlıyorum. Çocukluğum, yeni yetmeliğim, delikanlılığım, anne ve babamın mezarı, hatıralarım, Arnavut kaldırımlı sokaklarda top, düğünlerde halay oynamalarım ve gönlümün attığı şehir 99 depreminde ta dibinden sarsılınca iki yıl kadar İstanbul’da ikamet ettim. Sonra yine, iki yıl kadar Adapazarı. 2003 yılı mayıs ayından beridir de Ankara’dayım. Merhamet hamurunun bir arada tuttuğu, 9 kardeşli bir aileye mensubum. Uzunca bir süre amatör futbol oynadım ve atletizm yaptım. Epeyce okudum lakin diplomam yok. 22 yıllık evliyim, biri kız, üç evladım var.
Sosyal medyada hakkında taciz İhtiyar Yayınevi sahibi yazar İbrahim Çolak intihar etti.