“Tüm ailelerde anlaşmazlıklar yaşanır. İster karı kocalar, ister kardeşler ya da ebeyevnlerle çocuklar arasında olsun gündüzün geceye dönmesi kadar olağan bir şeydir bu. Ama çözüme ulaşmayan çatışmalar insan ilişkilerine kanser gibi yayılır ve bazen tedavisi mümkün değildir. Her şeye rağmen, bizi birbirimizden ayıran kıvrımlarla kırışıklıkların arasında mutlu anlarımıza dair hatıralar var.”
2004 ve 1980 arasında bir gizemi çözmeye davet ediyorum sizi.
Bir gelgit adasında bulunan Deniz Camı’nda buluşacağız.
Buluşma sebebimiz, Darker ailesinin en büyüğü olan ninelerinin 80. doğum günü.
Tüm aile, sakladıkları tüm sırlarla, geniş bir yemek masası etrafında karşılayacak bizi ve gelgit başlar başlamaz, son bulana dek 8 saat dünyayla tüm bağımız kesilecek.
Daisy, baba Frank, anne Nancy, ablası Rose ve Lily, yeğeni Trixie, nine Beatrice Darker ve çocukluktan beri yanlarında olan Conor.
Hikayemiz bu yemek masasında, eteklerdeki tüm taşlar dökülünce saat ge.e on ikiyi vurduğunda nine Beatrice’in ölmesiyle bambaşka bir yola sapıyor. Oysa hepsinin bilmediği bir şey var, bir saat sonra aralarından bir kişi daha ölecek.
Bunca ölüm…
Acı ama ya hak edilmişse?
Ne okudum? BEN NE OKUDUM? Alice’in her kitabında ağzım açık kalıyor ve ters köşelerinden aldığım hazzı bu zamana kadar çok az kitaptan aldım. Ters köşelerin kraliçesi benim için bu yazar. Karakterimiz Daisy o kadar travmatik bir geçmişe sahip ki, zaten doğumu ile başlayan istemsizlik tüm yaşamı boyunca peşini bırakmamış. Çocukluğu boyunca aile bireyleri tarafından zorbalığa uğramış, doğumsal anomalisi önünde en büyük engeli oluşturmuş ve sığınağı da hep kitaplar olmuş. Bir intikam hikâyesi okuyoruz ama yazarın tüm eserlerinde olduğu gibi alt metni çok güçlü eserin. Aile olmaz, ebeveynlik, akran zorbalığı üzerine düşünülesi hatta