Özet mahiyetinde bir not olarak;
1985'te kitap haline gelmeden önce, Anzieu'nün 1974'te yayımlanan "Deri-Ben" adlı makalesinde bu kavram şöyle tanımlanıyor; "Çocuğun beninin, gelişmesinin erken evreleri sırasında, beden yüzeyi deneyiminden hareketle, kendini kendisine ben olarak temsil etmek için kullandığı bir şekillendirme" (s. 14).
Deri, hem organik hem imgesel düzeyde kökensel veri kaynağıdır, öznelliğin kurucusu, koruyucusu ve ötekiyle de iletişimin, alışverişin ilk aracı ve yeridir. Deriye ilişkin bilgiler madde madde sentezlenecek olursa;
* günlük konuşma dilimizdeki birçok ifade derinin ve benin birbirine bağlı işlevlerine göndermede bulunur; eli uğurlu, nabza göre şerbet vermek, pohpohlamak [dokunsal haz işlevi], terletmek, can sıkmak, kafa ütülemek [bedenden atma işlevi], postu deldirmek, taş yürekli [savunmacı saldırgan işlev], tepeden tırnağa değişmek, deri değiştirmek [özdeşleşme işlevi], elle tutulur, ele avuca sığmamak [gerçekliğin sınanması], temasta bulunmak [iletişim işlevi]
*deri bir organdan fazla bir şeydir, farklı organların oluşturduğu bir bütündür ve derinin anatomik, fizyolojik, kültürel karmaşıklığı, benin ruhsal düzeydeki karmaşıklığını organizma düzeyinde önceler. tüm duyu organları içerisinde en yaşamsal olanıdır; kör, sağır ve tat ile koku duyumundan yoksun olarak yaşamak mümkünken derinin büyük bölümünün bütünlüğü söz konusu olmaksızın yaşamak mümkün değildir.
*uyarılma engeli işlevini sağlayan kürkümüz memelilerde son derece önemli olan tutunma ya da bağlılık dürtüsünün anatomik desteklerinden biri haline gelmesini sağlayan dokunma, ısı ve kokuya dair niteliklere sahiptir.
*deri paradoksal bir işleyişin pek çok örneğini sunar, o kadar ki ruhsal paradoksallığın kısmen deriye yaslanıp yaslanmadığını kendimize sorabiliriz. Deri