- Peki, bir orduyu korumasını en iyi kim bilir? Düşmanın niyetlerini gizlice öğrenmesini, sırlarını çalmasını bilen değil mi?
- Elbette.
- Demek, bir şeyin en iyi koruyucusu, en iyi bekçisi, o şeyin en usta hırsızıdır da.
- Evet.
- Öyleyse, doğru adam, paraya bekçilik etmesini bildi mi, çalmasını da bilir.
- Ne diyeyim, söylediklerimizden bu çıkıyor
- Yani doğru adamın bir hırsız olduğu sonucuna varıyoruz.”
“- Peki, bir devlette mümkün olduğu kadar değerli kadın ve erkek bulunmasından daha iyi bir şey var mıdır?
- Yoktur.
- Peki, bu değerliliğe, bizim anlattığımız yoldan, müzik ve jimnastik eğitimiyle varılmaz mı?
- Şüphesiz,
- Öyleyse kurduğumuz düzen yalnız gerçekleşir olmakla kalmıyor devletimiz için en iyi düzen oluyor.
- Doğru.
- Demek ki, bekçilerimizin kadınları çırılçıplak soyunacak, değerleri elbiseleri yerine geçecek, onlar da savaş ve barışta devletin bütün bekçilik işlerini erkeklerle paylaşacaklar, başka iş de görmeyecekler. Yalnız cinslerinin zayıflığı göz önünde tutularak, onlara erkeklerden daha kolay işler verilecek.”
“Biz bir devlete ne vakit doğru diyorduk? İçindeki üç sınıftan her biri kendi işini gördüğü zaman ve bu üç sınıfın karşılıklı durumları ve değerlerinden ötürü de bu devlet ölçülü, yiğit ve bilge olduğu zaman, değil mi?”