Şuurların uyanması ve vicdan hükmünün hakimiyeti devresi insanlık toplumunun en büyük amacıdır. İnsanlık toplumunun içinde bulunduğu kaos halinin sona ermesi için ne para, ne silah, ne şiddet ve ne de herhangi bir siyasal ya da dinsel rejime ihtiyaç vardır. Kurtuluşun vizesini, içsel uyanış ya da içsel şuur olan “vicdan” verir. Değişim devrelerinde, beşeri tarih süreci içinde, devre sonlarına doğru daima birisinin ortaya çıkıp, nefsani statünün tüm unsurlarını muhafaza edeceği beklenir. Her türlü pisliğin sürüp gitmesi için bir Kurtarıcı beklenmektedir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, prensibi prensipsizlikten, meleği şeytandan ayırt etmedikçe bütüne ve birliğe ulaşılamaz. Bu, bir evren yasasıdır.
Kurtarıcı’yı kendi iç uyanıklığımızda bulmazsak, O’nu bize zorla bulduracaklar gelecektir. Hiçbir güç eşyanın tabiatını değiştiremez. Eşyadan gelecek iyiliğin, mekanik uygarlığın nimetleri olarak yiyip duruyor ve giderek kaosa dönüşüyoruz. Maddesel nitelikteki Kurtarıcılık bir aldanma, bir düzmece edebiyat ve aptallığın ta kendisidir.
Pek de genç olmayan dünyanın başından geçen çeşitli tekamül devrelerinden birinin içinden geçmekteyiz. Geçişin ıstırabı ve zahmetine karşılık temiz bir şuurun sahibi olacak insanlar için Kurtarıcı’nın şefaatine ihtiyaç gerekir mi? Güçsüz olanın zaten aşamayacağı bir imtihan devresinde iltimas istemenin bayağılığı nasıl da belli oluyor!
Bilgi ve vicdandan başka kurtarıcı yoktur !...