Dolaylı Hayvan

·
Okunma
·
Beğeni
·
469
Gösterim
Adı:
Dolaylı Hayvan
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
403
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054787364
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi​
İnsanın melezliği, ya da başka bir ifadeyle insanın kendini melezleştirmesi temasını merkeze alan bu metin, insan denilen dolaylı hayvanın izini sürüyor. Bu melezliğin muhtevası nedir, diye sorulacak olursa, tanrı ile hayvanın, hayvan ile meleğin veya belki de hayvanla üstün insanın bir karışımı olduğu söylenebilir.

Kitabın bağlamında söz konusu edilen melezlik ruhsal, zihinsel, simgesel ve elbette tarihseldir. Yazar, insanın, kendinden gayri olana bakışının temelinde de bu melez ve ironik oluşun yattığını düşünmekte; izini sürdüğü ama bir türlü yakalamayı başaramadığı bu gizemli hayvanın ardında bıraktığı izleri okumaya çalışarak onu anlamaya çabalamakta. Totem hayvanlarından yarı hayvan yarı tanrılara, nefs hayvanlarından, canavarlara, delilerden ve dışlanmışlardan canları pahasına hayvan dünyasının tehlikeli derinliklerine sokulma cesareti gösteren uçbeyi araştırmacılara kadar bu melez hayvanın değişik veçhelerini ortaya koymaya ve nihayetinde bütün bunlardan dolaylı hayvanın kimliğini belirlemeye çalışıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
403 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
İnsanın anlam dünyasında hayvanların her zaman ayrı bir yeri olagelmiştir. Birçok öğretide, insanın bir yanı hayvan, diğer yanı ise tanrısal olarak ele alınmış, dolayısıyla insan dolaylı bir hayvan olarak tanımlanmıştır. Ergun Kocabıyık bu kitabında insanlığın ürettiği mitler, semboller, sanat eserleri ve hikâyeler üzerinden hayvansal kökenimizin izlerini sürmekte, hayvanın kavranma biçimine ışık tutarak insanı anlamaya çalışmakta. Tanrı olarak tapınılan hayvandan, ahlaksızlığı tanımlayan hayvana; korkulan hayvandan, kurtarıcı hayvana kadar birçok motifi içerisinde barındıran, oldukça geniş bir kaynakça ve derinlikli bir bakış açısıyla yazılmış, olağanüstü bir eser.
403 syf.
·Puan vermedi
“İnsan, öldürülmüş bir hayvandan doğmuştur. İlk çığlıkların her yeri kaplayan gece göğü altında atmıştır. Ama hıçkırıklarını yatıştıran yine aynı gökte yavaş yavaş beliren yıldızlar olmuştur. Aslında hayvanın onu doğurmak istemediği, belki de bunun için öldüğü bile söylenebilir. Bu “çocuk” göbeğini kendi kesmiş, kendini bir şekilde beslemiştir. Kurtlar tarafından emzirilmiş, ayılar tarafından büyütülmüş olabilir, ama sonuçta inden dışarıya bir kurt, bir ayı değil, bir insan çıkmıştır. Ancak yine de bu doğum yüzünden ölen “ana”yla akrabalıktan ya da melez olduğu gerçeğinden kurtulamaz. O, öldürdüğü hayvanın, onu doğuran ve reddettiği hayvanın anısını içind daima taşır. Bu anı, istense bile geri dönülmeyecek bir yere ve zamana aittir.”

İnsanoğlu var olduğundan beri yaşadığı en büyük sorun köken meselesidir. Nereye ait olduğunu sorgulaması yanında nereden geldiğini ve yaratıcı bir güçle bağlarını araştırmış ve daima bir illiyet bağı kurmaya çalılmıştır. Bu bağ evrim teorisini savunanlarca farklı dinsel bir varoluşu savunanlar için farklı tecelli eder. Sınırlı bir zihin ve sınırlı-ölümlü varoluş açısından bulunacak çözüm çok önemli bir yerdedir. Ölümsüzlüğü ister insan. Daima bir sonraki için yaşar umudu erteler adaleti erteler gelecek içinde olacaklar şimdiden daha önemlidir. Çünkü dünya acımasız ve vahşidir. Adalet yoktur ilahi bir çözüm bu sorulara gayet net cevaplar verir vermesine de geri dönen olmadığı için bundan kimse emin olamaz. İnanmak ister her zaman müşfik bir yaratıcı güce bir hesaplaşmaya bir ödüle. Bu dinsel inançların kökenini oluşturur. Ama bu süreçte insan belirli bedeller ödemekle mükelleftir.

“Din bir içgüdüsel vazgeçişler manzumesidir. Bu, dinin ilk biçimi olan totemizmden beri böyle olagelmiştir. Öldürülmesi yasak olan bir toteme tapma, dış evlilik, yani topluluktaki tutkuyla arzulanan anneler ve kız kardeşlerden vazgeçme, kardeşler birliğinim üyeleri arasında eşitlik, yani zorlu rekabet eğiliminin kısıtlanması; bütün bunlar ahlaki ve toplumsal bir düzenin başlangıçlarıdır.”

Yapılan eylemlerden sorumlu tutulmalıdır içinde bir hayvan ile yaşayan insan. Onu terbiye etmeli dizginlemelidir. Birlikte var olduğu hayvandan yararlanmalı onu bazen örnek almalı ve fakat daima aşmalıdır. İçindeki hayvanı öldürmelidir. Yoksa sonsuz ödülden mahrum olacağı gibi bu dünyada da eziyet çeker ceza alır dışlanır. Bunu önüne geçmek hiç bir zaman kontrolü bırakmamalıdır. Kontrol ise zordur. Bunun içinde yardım alınır. Bir sürü şey yapılır ikonlar totemler dualar ve figürler yanında tasavvufi yaklaşımlar sergiler. Yada mistik ve ruhani bir yol seçmelidir. Bu yolda insan olma yolunda -ki insan kavramı net değildir- ruhani bir rehbere ihtiyaç duyar. Bu rehber elbette içimizdeki hayvandır. İnsan senbolizmde bu öğe çokça vurgulanır. Geyikler atlar ayılar vahşi hayvanlar. Bu figürasyon içinde insandan hayvana hayvandan insana dönüşen bir sürü varlık vardır. Ayılar post giymiş insandır mesela. Kurt besleyen büyüten anadır. Bir kabuktan çıkıp insan olacaktır. Çünkü insan ne hayvandır ne de tanrı ikisi arasındadır. Bu seçimler onun tarafını belirler. Ve hayvan yanından kurtulunca yaklaşır ilahi tarafa. Ama insan çelişkilerle doludur bundan kurtulmayı gerçekten istemekte midir? Hayır çünkü hayvan yanı onu güçlü kılar ve doğada bu vahşi dünyada var olmasını sağlar. Bu yaşam için gereklidir. O yoksa bir insan olması zordur. Bu noktada evrime müdahil olur insan. Doğayla bağını koparır şehirlere kaçar. Doğayı ise binek hayvanı yiyecek ve ihtiyaç karşılama aracı olarak kullanır. Doğasına yabancı bir yarı hayvana evrimleşir. Tüm içsel dinamiklerini kendince yontmak niyetindedir. Bunun için bir sürü bilim dalı oluşturur. Felsefe ise daima çıkış noktasıdır. Bir çok soruya bulamadığı çözümün anahtarı ve aynı zamanda bir çok sorunun sebebi. En son vardığı nokta ise bir çözümden olmaktan çok bir yaşam biçimi olur. Ölümlü bir gerçeklik içinde taşkın bir içgüdü ve hayvansal bir nefis ile yaşama yön vermek kolay değildir. Oysa en önemli şeye ulaşmak basittir. Şimdi ve şu ana.

“Dikkatini tümüyle şimdiki zamana verebilen kişi zihninin, anın, varolşunun mutlak değerinin sahibiydi. Bunun ötesind arzu edilebilecek başka bir şey yoktu. An ile ömür eşitlenmişti. O artık her an ölmeye hazırdı.”

Ölmek kavramı bir çok şeyi kapsar. Ama ölümün son olmasını istemez insan. Yeniden doğmanın başlangıcı olarak ölüm daha güzel daha anlamlıdır. Ölüm bir simgedir. Bazen içindeki hayvanı öldürmek bazen bedensel hazzı öldürmek için kullanılır. Yeniden “insan” doğmak için. İnsan çünkü başka bir şeydir:

“Benliğimizi tümüyle tanıdığımızı kim şöyleyebilir? Ben, bir başkasıdır. Hayvan, benliğimizdeki başkasıdır. Onda bulduğumuz, kendi karanlık, tuhaf ve tekinsiz tarafımızdır.
Önce atadam gibi bir melez hayvana ve sonra da insan bilincinin bineğine dönüşen Hayvan, İnsana yolculuğunda eşlik etmektedir. Yolcu yürüşünde yanlız değildir; kah bineği olarak kah ona yol gösteren kah peşinde koşulan av olarak ya da başka bir deyişle gölgesi olarak hayvan insanım hep yanı başındadır.”

Keyifli okumalar!
Yılan Havva’nın aklına girdiğinde bir Uroboros biçimini alır. Kendi kuyruğunu ısıran bu yılan, kendi kendini doğuran ve kendi kendini yok eden bir girdaptır. Uroboros kendisiyle doyar ve kendine açtır. Kendinde ve kendi içindir. Uroboros, kendini dölleyen ya da kendine yeterli döngüsel bir model içinde sürekli kendi başlangıcına dönen insan ruhudur. Bu örtük cinsel-tinsel birleşme, cinsel-tinsel organların ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Başka bir değişle böylece bekaret bozulmuş, yani ‘cehalet’ örtüsü ortadan kalkmış bir aydınlanma gerçekleşmiştir. Bu anlamda cinsel ilişki bir tinsel ilişkidir. Bu ilişkinin ifade ettiği aynalama bir yansımalar evreni, bir düşünüm doğurmuştur. Tekvin’de Havva’ya verilen ceza bu bağlamda da okunabilir: “Ağrılarla evlat doğuracaksın.” Bu en başta insanın doğumu, iç ve dış dünyaların doğumu, insanın kendi ve dünya üzerine düşünmeye başlamasının şafağıdır. Zevk ve acı veren erginleyici vulva-falludun sahneye çıkışıdır.
Radloff'un aktardığı bir Kırgız köken mitine göre, Kırgız ismi "kırk kız" dan gelir. Bir zamanlar bir hanın bir kızı varmış. Bu prensesin yanında günlerini birlikte geçirdiği kırk kız varmış. Uzun yürüyüşlere çıktıkları günlerden birinde eve döndüklerinde, yaşadıkları şehrin yerle bir edildiğini, tüm insanların ve hayvanların öldürüldüğünü görmüşler. Geriye yalnızca bir kızıl köpek kalmış . İşte Kırgızlar bu kırk genç kızla köpeğin soyundan gelmekteymiş.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 49 - Boğaziçi Üniversitesi
İnsan, Tanrı'nın suretinde yaratılmışsa, cinselliği de sadece üreme amaçlı bir cinsellik olamaz. Cinsel ilişkinin doğurduğu haz ve kendinden geçme, insani olana ilahi bir anlam katar. Cinsel hazla kendinden geçme duygusu ilahi kabul edilir. Başka bir ifadeyle, cinsel birleşme, erkek ve dişinin kutupsal zıtlığı aşmasının bir vasıtası olarak yorumlanmıştır. Brihadaranyaka Upanişad'da (IV:4) , ilk erkek ve dişinin çiftleşmesi, evrendeki tüm varlıkların erkek ve dişilerinin çiftleşmesini başlatmıştır. Kucaklaşmış sevgililer arasında 'ben' ve 'sen' ayrımı kalmaz, çünkü 'birlik' bilincine ulaşmışlardır. "Kendi Zat'ını sevmekle, diğer bütün insanları kendi zatınmış gibi seversin" der Üstat Eckhart.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 104 - Boğaziçi Üniversitesi
İnsan benliği, kendisiyle daima bir özdeşlik içinde ve kendini sürekli doğrulama halinde değildir. Tam tersine kendini sürekli olumsuzlar; değişmekte olan olmakta olan bir bendir. Bu yüzden ne ise o olmamak, ne değilse o olmak gibi bir geri dönüşsüz yola girmiştir. İnsan yalnızca doğanın değil, kendisinin de eseridir; kendini doğurmuştur ve kendini büyütmektedir. İnsan belleği tarihsel ve kültüreldir; doğanın evrimsel baskısından kurtularak gelişimini arzuladığı yöne kaydırma gayretindedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dolaylı Hayvan
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
403
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054787364
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi​
İnsanın melezliği, ya da başka bir ifadeyle insanın kendini melezleştirmesi temasını merkeze alan bu metin, insan denilen dolaylı hayvanın izini sürüyor. Bu melezliğin muhtevası nedir, diye sorulacak olursa, tanrı ile hayvanın, hayvan ile meleğin veya belki de hayvanla üstün insanın bir karışımı olduğu söylenebilir.

Kitabın bağlamında söz konusu edilen melezlik ruhsal, zihinsel, simgesel ve elbette tarihseldir. Yazar, insanın, kendinden gayri olana bakışının temelinde de bu melez ve ironik oluşun yattığını düşünmekte; izini sürdüğü ama bir türlü yakalamayı başaramadığı bu gizemli hayvanın ardında bıraktığı izleri okumaya çalışarak onu anlamaya çabalamakta. Totem hayvanlarından yarı hayvan yarı tanrılara, nefs hayvanlarından, canavarlara, delilerden ve dışlanmışlardan canları pahasına hayvan dünyasının tehlikeli derinliklerine sokulma cesareti gösteren uçbeyi araştırmacılara kadar bu melez hayvanın değişik veçhelerini ortaya koymaya ve nihayetinde bütün bunlardan dolaylı hayvanın kimliğini belirlemeye çalışıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Ömer aydemir
  • Selda
  • Semra Doğan
  • Hasan Suphi
  • önder.k
  • Emre Ö.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0