Simone Weil, 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden biri. Felsefeye mistik bir derinlik de katan, adalet, acı ve insan ilişkileri üzerine yoğunlaşan bir filozof. Kitap onun dostluk anlayışını merkeze alıyor gibi görünüyor ama bu derinliği ben içerikte çok fazla hissedemedim.
“Dostluk Üzerine” ismi bana, gerçek anlamda dostluğu anlatan, belki de yer yer ilham verecek bir metin sunacakmış gibi geldi. Ama okudukça böyle bir anlatıyla karşılaşmadım. Kitap kısa, anlatım dili sade ve akıcı, ama içeriği beklentimin oldukça altında kaldı.
Wanda Półtawska ve Karol Wojtyła’nın (daha sonra Papa II. Jean-Paul) dostluğu kitapta geçiyor ama bu kısım ne başta ne de merkezde. Aksine, kitap neredeyse bitmek üzereyken, sonlara doğru kısaca ele alınmış. Üstelik bu bölüm de beni çok etkilemedi, yüzeysel geldi. Oysa bu iki kişi arasındaki ruhani dostluk çok daha derin ve etkileyici biçimde anlatılabilirdi.
Kitabın büyük bir kısmı dostlukla pek bağlantısı olmayan, depresyon ve melankoli gibi ruhsal durumlara ayrılmış. Bu konuların varlığı tek başına sorun değil ama dostlukla nasıl ilişkilendirildiği açık olmadığı için bir kopukluk hissi veriyor. Sanki kitap başta başka bir şey vaat ediyor, sonra da bambaşka bir yöne savruluyor gibi.
Kısacası kitap kolay okunuyor ama adıyla kurduğu beklentiyi tam olarak karşılamıyor. Dostluğu derinlemesine işleyen, düşündüren bir anlatı bekliyordum ama daha çok kişisel duygu durumları etrafında dolaşan, parçalı bir metinle karşılaştım. Başlığına aldanmadan, kısa bir düşünsel gezinti gibi görmek daha doğru olabilir.