İnsanlar arasındaki bağlılık yalnızca ve yalnızca bir karşılıklı aldatma esasına dayanmaktadır. Öyle ki eğer herkes dost sandığı kişilerin bir de kendi arkasından söylemiş olduklarını duysaydı, dünyada pek az dostluk kalırdı.
“Ben bir atom, bir daha geri gelmeyecek bir zaman kadar süren geçici bir gölgeyim; nereye baksam beni saran sonsuzluklardan başka bir şey görmüyorum. Bildiğim tek şey yakında öleceğimdir; fakat benim en bilgisiz olduğum şey de kaçınılmaz olan bu ölümün kendisidir.
…
Hepsi ölüme mahkum edilmiş, zincire vurulmuş birçok insan hayal edin. İçlerinden bazıları her gün diğerlerinin gözleri önünde boğazlanmakta ve kalanlar da yarın aynı durumun kendi başlarına geleceğini bile bile umutsuzluk ve acı içinde sıra beklemektedirler. İnsanların durumunun resmi budur.”
“Sesin aşırılığı kulağı incitir; fazla ışık göz kamaştırır; aşırı uzaklık ile aşırı yakınlık görmeye engel olur; konuşmanın çok uzun veya çok kısa oluşu anlamayı zorlaştırır; aşırı hakikat bizi şaşırtır… İlk ilkelerin apaçıklığı yetilerimizin sınırını aşar; aşırı eğlence rahatsız eder. Müzikte seslerin aşırı ahengi hoşumuza gitmez. İyiliğin fazlası incitir.”
Başkaları Eksiklik ve düşüklüklerimizi meydana çıkarmakla bize zarar vermiş olmazlar. Eksikliklerin cahili kalmamız demek olan kötü bir durumdan bizi kurtardıkları için bize iyilik etmiş sayılırlar.
Demekki bütün insanlık haysiyetimiz düşüncededir. Kendimizi düşünceyle yükseltmeliyiz, asla dolduramayacağımız zaman ve mekanla değil. İyi ve uygun bir şekilde düşünmeye çalışalım; ahlak ilkesi işte budur.