Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref

9,0/10  (1 Oy) · 
0 okunma  · 
1 beğeni  · 
345 gösterim
İngiltere'de Levrens Türkiye'de Eşref. Bir efsane haline getirilerek kendilerine olmadık roller biçilen iki doğru söylemeyen! Bilim disiplininden uzak kaleme alınan kimi çalışmalarda da Erşef'in Lerens'e dünyayı dar ettiği biçiminde özellenebilecek iddialar ortaya atılmakta. Bu ve benzeri iddialalrla da yakın dönem Türk tarihi, özellikle 1950'lerden başlamak üzere hayaller üzerine bina edilmek istenmekte, gerçek kahramanlar unutturulup sentetik kahramanlar üretilmekte, böylelikle yakın geçmiş yok edilmekte. Oysa 1950'lerden itibaren kendi yakın geçmişiyle "hesaplaşan" İngilizler Lavrens'e atfedilen hadiselerin birer hayal olduğunu ortaya koyup "efsane"yi sona erdirirken bizde bu yapılmamış, Kuşçubaşı efsanesi adeta bir yalan rüzgârı gibi dozu artırılarak sürdürülmüştür. Önceki çalışması "Çerkez Ethem" de Arapçasına dönüştürülen benzer bir konuyu tamamen belge ve bilgilere dayanarak aydınlatan Ahmet Efe, bu eserinde de yakın dönem Türk tarihinin ilginç kişiliklerinden Kuşçubaşı Eşref'in gerçek yüzünü ortaya koyuyor.
Bu bağlamda Kuşçubaşı'nın Harbiye mezunu olmadığını Genel Kurmay ve MSB kayıtlarına dayanarak ortaya koyan Efe, Teşkilatı Mahsusa'yı Eşref'in kurmadığı ve hiçbir zaman da başkanlığını yapmadığından başlayarak birçok yanlış bilineni açığa çıkarmaktadır. Eşref'in Türk İstiklâl Harbi'nde önemli rol oynamadığı gibi, kuşkuları çağrıştıran eylemleri de açığa çıkaran bu çalışma, Kuşçubaşı'nın Çerkez Ethem'le birlikte 28 Ocak 1921'de Yunan hizmetine girdiğini ve Büyük Türk Taaruzu ardından kurulduğu Anadolu Osmanlı İhtilal Komitesi ile -Rum ve Ermeni grupları ile birlikte- Ege adalarından Anadolu'ya çıkarmalar yaptırdığı -Fevzi Çakmak imzalı- Genelkurmay belgelerine dayanarak gözler önüne sermektedir.
Çalışmanın en önemli yanı ise Hüsamettin Ertürk'ün ortaya attığı, "Kuşçubaşının 1950'likler listesine yanlışlıkla girdiği, Fevzi Çakmak'ın onu buradan çıkarmak için ne kadar çabaladığı..." iddasının gerçek olmadığını bizzat Fevzi Paşa imzalı Genelkurmay istihbarat belgeleri ile ortaya koymasıdır"
  • Baskı Tarihi:
    2007
  • Sayfa Sayısı:
    432
  • ISBN:
    9789750111433
  • Yayınevi:
    Bengi Kitap Yayın
  • Kitabın Türü:
Oğuzhan Afacan 
27 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 29 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap Kuşçubaşı Eşref bey hakkındaki tüm tabularımı yıktı diyebilirim. Tamamen bilimsel bir çalışma olup dili biraz bilim disiplininden uzak mahalle ağızı ile yazılmış olduğundan 10 üzerinden 9 puan vermeyi uygun gördüm. Kitaptan öğrendiklerim beni adeta şoka uğrattı. Eşref bey hakkında oldukça ciddi iddialar bulunmaktadır. Ancak yazar bunları hep bir belge ve kaynağa dayandırmaktadır. Eşref beyin sanıldığından da karanlık bir insan olduğunu vurguluyor. Yakınçağ tarihçilerinin kesinlikle okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Oldukça iz bırakan bir çalışma olduğu kanaatindeyim, ancak kitap gördüğüm kadarıyla akademik camiada hakettiği ilgiyi yakalayamamış. Eşref bey ike ilgili pek fazla bir çalışma bulunmadığından ve tamamen dipnotlu atıflı bir eser olduğundan kaynak eser olarak kullanılabilir. Kitapta dikkatimi çeken bir diğer hususta özellikle Çerkez asıllı kişilerin vurgulanarak belirtilmesidir. Görünürde adeta bir çerkez karşıtı bir tavır takınıldığı görülsede bunun akrabalık bağları ve ilişkilerin daha kolay anlaşılması açısından yapıldığı kanaatindeyim. Kitaptan aldığım notlar ve kaynak teminleri beni daha yeni bilgi, belge ve dokümanlara götüreceğinden çalışmayı yapan Sayın Ahmet Efe beyefendiye teşekkürlerimi sunarım.

Kitaptan 2 Alıntı

Oğuzhan Afacan 
 30 Ağu 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Osmanlı Çerkezleri'nin Altın Çağı
Abdülhamit' in bu yaklaşımının aksine, Il. Meşrutiyet' in ilanı, Türkiye'deki Kuzey Kafkas topluluğnun tarihinde "Altın Çağ"ın başlangıcı olarak adlandırılır. Çünkü, Kuzey Kafkasyalılar'ın Türkiye 'ye göç etmelerine kadar sadece 1841 'de kurulan bir Çerkez Komitesi mevcut iken; ve yukarıda da değinildiği gibi Abdülhamit döneminde bir Çerkez tarihi yazmalarına izin verilmeyip buna girişenlerin sürgün edilmelerine karşın, II. Meşrutiyet'ten sonra peşpeşe Çerkez örgütlenmeleri ortaya çıkar. Bunların ilkinin, Çerkezler arasında her bakımdan dayanışma sağlamayı amaçlayan ÇİTC olduğu yukarıda belirtilmişti. Kültürel aydınlanmacı amaçlar da taşıyan ÇİTC, bir dizi okul kitabı ve alfabe de yayınlamıştı. Çerkez alfabesinin hazırlanması ile çalışmalar yapan Şemsettin Tleseruk Paşa (1855-1917), 81 harf ve işaretten oluşan bir projeyi önermesine karşın, ÇİTC dil ve alfabe komisyonu, Çerkez alfabesi için 42 harf öngören bir proje üzerinde duruyordu. ÇİTC, ilk Çerkez gazetesi olan ve yazıişleri müdürlüğünü Mehmet Şemsettin Paşa 'nın yaptığı "Guaze"yi -Arap alfabesi ile-Türkçe ve Kabartay dilinde 1911 'de yayınlamaya başlar. Mehmet Şemsettin Paşa, ÇİTC'ye zengin bir kütüphane kurulması ile Adige dilinde kitap yayınlamaya da önayak olur. ÇİTC, yine 1911 yılında Çerkezce eğitim veren ilk okul olan "Özel Çerkez Örnek Okulu'nu da açmıştı. Yine bu sıralarda ÇİTC'nin dışında Çerkez Kadınları Teavün Cemiyeti de kurulur. 1910-12 yılları arasında da "Muhacir Komisyonu" olarak adlandırılan bir Abaza-Çerkez Komitesi kurulur. ÇİTC ile Muhacir Komisyonu temel alınarak 1914 'te de Şimali Kafkasya Cemiyeti Siyasiyesi adıyla bir örgüt kurulur. Ancak çalışmamız Osmanlı dönemindeki Çerkez örgütlenmeleri olmadığından bu konuyu burada kesiyoruz. Fakat, görüldüğü gibi Meşrutiyet' in getirdiği özgürlükçü ortamdan yararlanarak gayrısiyasi amaçlarla kurulan anılan Çerkez örgütleri, yaptıkları faaliyetlerden açıkça anlaşılacağı gibi milli haklarını elde etmek gibi siyasi sayılabilecek faaliyetlere de girişiyordu. Olayların canlı tanığı, Çerkezler'in "Hasan Amca"sı [Vasfi Kıztaşı] da o günlerle ve konumuzla ilgili şu önemli bilgileri verir: " ... Ne tuhaf? ÇİTC'nin açılış günü de bu gündü [Mebusan Meclisi'nin açılış günü]. Bir taraftan birliğimizi ayakta tutacak Meclisimizi kurarken, yanı başında muhtelif anasırın milli kulüpleri de birer birer doğuyordu. Arnavutlar'ın Başkım Kulübü, Kürtler'in Kürt Teali, Araplar'ın Arap Kardeşliği Cemiyeti .. Hatta bunlardan bazıları Büyük Mcclis'ten önce kurulmuşlardı. Rumlar'ın Etniki Eterya, Ermeniler'in Hınçak, Taşnak, Ramgavar, daha bilmem ne cemiyetleri çoktan var. Adeta tarihi idi onlar .. Bunu bir an düşündüğüm zaman, Zaptiye Nazırı Şefik Paşa'nın, 'Bu camiai kübra kelimei vahide etrafında duruyor. Meşrutiyet 'te her millet kendi varlığını düşünecek, istiklalini hatırlayacak ve isteyecek. Bu devlet on seneye varmaz dağılır' dediğini hatırladım. Acaba, biz şimdiki halde o büyük dağılmanın ilk çatlaklarını mı teşkil ediyoruz, diye de düşündüm.." Sanırız, Kuşçubaşı Eşref Bey'in meramını buraya kadar olan satırlar anlatabilmiştir.

Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref, Ahmet Efe (Sayfa 18)Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref, Ahmet Efe (Sayfa 18)
Oğuzhan Afacan 
30 Ağu 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Burada dolaşan bir delikanlıyı şüphe üzerine yakalayan Çerkezler, hemen onu sorgulamaya başlar. Delikanlı, Efe ile ilgili sorulanları inkar ettikçe Çerkezler de dayağı artırır. Çerkezler, kaba etlerini parça parça etmelerine karşın konuşturamadıkları delikanlıyı Kuşçubaşı'na götürürler. Eşref'le delikanlı arasında şu konuşma geçer:
-Oğlum, sen Çakırca 'nın yatağı imişsin; susma da söyle. Bak daha pek gençsin, cahilsin, şöyle otur bakalım!
-Bende oturacak hal mi kaldı kim! Kaba etlerim dayaktan paramparça oldu!
-Vah vah! Oğlum şu Efe'nin nerede olduğunu söyle, bak sen mert bir delikanlıya benziyorsun!
-Ben mert bir adanımı ha! Öyle ise mert bir adam Osmanlı'ya Efe'sinin nerede olduğunu söyler mi hiç!
Bu söz karşısında oldukça şaşıran Eşref hemen belinden kamasını çıkarıp delikanlıya hediye eder ve onu salıverir.

Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref, Ahmet Efe (Sayfa 43 - Bengi Yayınları)Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref, Ahmet Efe (Sayfa 43 - Bengi Yayınları)