Tahmini Okuma Süresi:
10 sa. 51 dk.
Sayfa Sayısı:
383
Basım Tarihi:
Haziran 2016
Yayınevi:
Gece Kitaplığı Yayınları
ISBN:
9786051804330
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·383 syf.··
2019 5. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2019 00:34
Hallac-ı Mansur Çölün üzerinde yetişmiş Kanlı Bir gül. Rabbiyle arasına benliğini bile koymayan bir kul. Öyle bir teslimiyet ki, Allah ile olan birlikteliğini saklayamayıp kendinden vazgeçişin en güzel örneklerinden bir tanesi. Ene-l Hak (Ben Rabbim) diyebilmenin et ve kemiğe bürünmüş hali. Neden böyle demişti Hallaç Ne demek istemişti. İlahi aşka dayalı tevhid sırrının, insanı aşarak, Yaratıcı gerçeğe varışının özüne yapılan bir yolculuk bu. Yaratıcı ile yaratılan arasındaki çizginin yok olmasıyla ortaya çıkan 'Enel Hak' sözüyle yürüdü Rabbine Bir gece Rüyasında görür öğrencisi Şibli, Hallacı Mansuru. Nedir bu Enel Hak sözündeki sır. Bir ses duyar çok uzaklardan. Biz Hallac’a Bir sırrımızı verdik. Sır o kadar büyüktü ki içinde saklayamadı. Allah aşkıyla yanıp tutuşanlara Dünyada Rahatlık yoktur. Zindana attılar. Yıllarca zindanda kaldı. Katline ferman vermemek için Halife haber gönderdi. Ya Mansur! Sözünden dön. Özür dile. İstiğfar et ve kurtul. Mansur’un Cevabı müthiştir. O sözü kim söylediyse o özür dilesin. … Bir gece baktılar ki. Hallacı Mansur Zindanda değil. Zindan görevlileri şaşırmış vaziyette aradılar gecelerce Mansur’u Ama hiçbir yerde yoktu. İkinci Gece Daha kötü bir şey olmuştu. Ne Hallacı Mansur vardı ortada nede tutulduğu Zindan. Üçüncü gece, Zindan yerinde Hallacı Mansur içindeydi. Şaşkınlıklarını gizleyemeyen zindan görevlileri Sorarlar Hallaca: Efendim Nerdeydiniz? Tebessüm eder ve Cevap verir: ilk gece ben ondaydım, beni görmeniz mümkün değildi. İkinci gece o benimleydi. Ne ben vardım ne hücre. Üçüncü gece her şey yerli yerindeydi… ……. Ve Halife Sözünden dönmeyen Hallacın İdamına karar verirler. Götürürler idam edilecek Alana doğru. Elleri ayakları bağlı. Yolun iki tarafına dizilmiş olanlar taş atmak da Hallaca. Atılan taşlar bedenine çarptıkça
Ene'l HakHallac-ı Mansur · Gece Kitaplığı Yayınları · 2016128 okunma
10/10
·383 syf.··
2023 6. kitabı
Öncelikle Enel Hak'ın tanımından başlamak gerekirse; Allah (Hakk)-İnsan-Doğa üçlüsünün; varoluş çemberinin ikinci yarısını oluşturan kavs-i uruc’ta aslına dönmek için yanıp tutuşan insanda somutlanması, dünyalaşması bağlamında Hallac-ı Mansur’un, kendini aşarak Hakk’a ulaştığını ve Hakk’ın kendisinde tecelli ettiğini kanıtlamak için söylediği, "Ben Hakk'ta, Hakk da bendedir.'' anlamındaki ünlü sözüdür. 26 Mart 922 yılında Bağdat’ta idam edilen şehit-mistik Hallac-ı Mansur, sonra gelen sûfi kuşaklar için bağlanma kaynağı olmuştur: Allah aşkının sonuçlarını ve Allah'a boyun eğişin sır anlamını, yaşam deneyimi durumuna getirmiş ve bu sır içinde yaşamayı ve uğruna ölmeyi amaç edinmiştir. Ortodoks dünyanın bu baş zındığı(!) yasaklı kültürler açısından, acı çekmenin örnek kimliği olarak öne çıkmıştır. Alevilikte yeri çok özeldir. Şahsından çok batni anlamı ve felsefesi noktasında ceme duranların kılavuzu niteliğindedir. Alevilikte Dâr, Hallac-ı Mansur’un asıldığı direk anlamında darağacıdır; Yol’la ilgili törenlerin yapıldığı meydan ya da meydan odasının orta yeri; Dâr-ı Mansur adını alır. Dâr ya da Dâr-ı Mansur, Enel Hak diyen Hallac-ı Mansur’un anısına, Yol’a bağlanmanın ve Yol uğruna canını feda etmenin bir simgesi olarak algılanır. Bir hizmetin konusu olan ya da bir hizmeti yerine getirmek isteyen her can, önce buraya gelir, ayaklarını mühürler, kollarını göğüste çapraz tutar, başını hafif sağa kesik biçimde öne eğer ve teslim olur. Bu duruş, Dâr’ı Mansur olarak adlandırılır. Diğer dâr pirlerine gelince, bunlar; Yol’u için sırtından bıçaklanarak öldürülen ve yüzüstü yere kapanma duruşuyla temsil edilen Fazlullah Hurûfi ile derisi yüzülerek öldürülen ve dizüstü duruşuyla temsil edilen Seyyid Nesimi, Yol’u için Kerbelâ’da canını veren ve ayak mühürleme duruşuyla temsil
Ene'l HakHallac-ı Mansur · Gece Kitaplığı Yayınları · 2016128 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Hallac-ı MansurYazar · 8 kitap
Hallâc-ı Mansûr veya Mansûr el-Hallâc (Farsça: منصور حلاج Mansūr-e Ḥallāj; tam ismi Abū al-Muġīṭ Husayn Manṣūr al-Ḥallāğ) (d. Ağustos 858, Tûr – ö. 26 Mart 922, Bağdat) (Hicri d. 244 AH – ö. 309 AH) Zındıklıkla suçlanması ve uzun süren bir soruşturma neticesinde Abbâsî Halifesi Muktedir Bi’llâh'ın emriyle idam edilmesiyle meşhûr olan spiritüalist yazar ve mistik şâir. Hayatı Asıl adı "Ebû’l Moğıt Huseyn bin Mansûr bin Mehemmed Beyzâvvî" idi. Hallâc lakâbı daha sonradan mesleği hallaç olduğundan verilmiştir. Tahirîler devrî İran'ının günümüz Güney Horasan Eyaleti'ne bağlı Nehbendan şehristanı'nın Meyghan Kırsalı'ndaki "Tûr" köyünde dünyaya geldi. Hallâc-ı Mansûr’un dedesi de Beyazid Bistâmî'nin ki gibi bir Zerdüşt idi. Babası ailesiyle Dicle yakınlarına, Araplar tarafından kurulmuş bir yerleşim bölgesi olan Vasıt'a taşındı. Mansûr on iki yaşında burada hafız oldu. Eğitimi Önceleri kısa bir süreliğine sûfî azîzlerinden Beyazid Bistâmî’nin de mürşidî olan Zû’l-Nûn el-Mısrî’nin öğrencisi Sahl al-Tustarî’nin müridi olur. Daha sonra ise Emr el-Mekkî ile [[ · Cûneyd-î Bağdâdî’nin talebesi olur. Fakat, hocalarıyla fikir ayrılığına düştüğü için onlardan ayrılır. Öğretisi ve fikirleri Hallâc'ın Allah'ta eriyip yok olmak anlamında söylediği "En-el Hak", yani "Ben Hakk'ım" (‏انا الحقّ‎ ‎, En el-Hakk) sözü bahane edilerek 912 yılında tutuklandı. "Fî" ve "An" (O’nda ve O’ndan) Hallâc’ın savunduğu Tâsîn tevhîd akîdesinin özü olan "Fî" ve "An" kavramı Vahdet-i Vücud’daki "Her şey Allah’tır" akîdesinden farklı olup, "Her şey Allah’tadır ve her şey Allah’tandır" anlamına gelmektedir.   Katli Kendisine yöneltilen itham, sarfettiği cümlenin içerisinde geçen ve Allah’ın 99 sıfatından bir tanesi olan "Hak" sözcüğü idi. Tasavvufî anlamda mecazen kullandığı bu kelime ile neyi ifade ettiği devrin uleması tarafından aşikar olarak bilinmesine rağmen, katı görüşlü Müslümanları şoka uğratan diğer radikal görüşleriyle de göze batan Hâllâc, siyâseten tehlikeli görüldüğünden ortadan kaldırılması için sarfettiği bu sözcük bahane edildi. Hakk Teâlâ'nın kendisinde tecelli ettiğini iddia etmekle suçlanarak uzun yıllar hapiste kaldı ve sonunda i'dama mahkum edildi. İ'dam cezası o devrin kurallarına göre el ve ayakların çaprazlama kesilmesi şeklinde tatbik edilmekteydi. Alenen işkence edilerek ve vucudundaki tüm derilerin kesilmesiyle (bir kuzunun kesiminden sonra postunun çıkarılması gibi), yarı canlı haça gerilip halka teşhir edildiğinin ertesi günü ölür.