Devletler, geçmişten günümüze her zaman sınırları içinde bulunan cemaatleri/yapılanmaları, kendi yerini muhafaza edebilmek için kontrol altında tutmak istemiştir. Bu topluluklar bir de devletin -yasadışı-, -suç-, -terör örgütü- olarak adlandırdığı yapılanmalar ise devlet çok daha fazla üzerine düşer ve kendisine tehlike olarak gördüğü yapılanmaları yok etmek için de içlerine ajan sızdırma yahut mensuplarından muhbir devşirme gibi elinden gelen her şeyi esirgememektedir.
Bu kitap da Türkiye'nin karanlık zamanlarında, 90'lı yıllarda terör örgütü mürted pkk'nin Marksizm dayatmasına karşı tebliğ çalışmalarına girişen, yeri geldikçe silah kullanmaktan asla çekinmeyen ve zamanla halk tarafından "Hizbullah" olarak isimlendirilen cemaatin, devlet tarafından çökertilmek istenirken cemaat mensuplarını ağır işkence ve şantajlarla muhbirleştirme çalışmalarını anlatmaktadır. Ekseri olarak davasına sadık olsa da cemaat mensupları, ne yazık ki bir avuç çürük de çıkarak başta cemaatin bilgilerini polise ispiyon ederken ilerleyen zamanlarda din ve imanını dahi pazara çıkartarak mürted olmayı seçmiştir. Birtakım şehâdetlere de sebep olan muhbirler, eninde sonunda bir şekilde birileri tarafından yakalanmış, sorgulanmış ve bir daha ne ölü ne de dirilerine rastlanılamamıştır.
Cemaati halkın gözünden düşürmek için polis tarafından yaptırılan çalışmalar:
-Camiye Kuran eğitimi için gelen çocukları livataya alıştırıp bunu yaygınlaştırmak.
-Cemaat mensubu çarşaflı hanımlarla duygusal bağ kurup onları fuhşa düşürmek.
-Cemaat mensubu çarşaflı hanımları cemaat içinden bir erkek gibi arayarak ahlaksız tekliflerde bulunmak.
-Cemaatin önde gelenlerinin çocuklarını hırsızlığa alıştırmak ve suçüstü yakalayarak cemaati tahkir etmek.
-Liseli gençleri fuhşa düşürüp şantaj yaparak muhbir olmaya