Yakın tarihimizde önemli bir yeri olan bir adamın hikayesini okumak için başlamıştım bu romana. Daha önceden cinayete kurban gittiğini ve Mehmet Ali Birand'ın biyografisini okurken gazetecilik dünyasında ne kadar önemli bir adam olduğunu biliyordum Abdi İpekçi'nin. Ancak hem basın dünyasına hem de siyasete bu kadar yön veren bir insan olduğundan haberim yoktu açıkçası.
Kitap bir biyografi kitabı olarak başlıyor. Abdi İpekçi'nin aile hayatından, kaybettiği kardeşlerinden ve annesinden bahsediyor. Adada yaşayan abisinin yanına gidişleri, ilk gençlik arkadaşları, lise hayatı vs derken Kore'de yapılan askerliğin dönüş kısmına kadar standart bir biyografi kitabı olarak ilerliyor. Bundan sonrasında Abdi İpekçi'nin gazetecilik ve kısa bir süre sonra da o günlerde yeni kurulan ve bugün hala yayın hayatına devam eden Milliyet gazetesindeki genel yayın yönetmenliği kariyeri anlatılmaya başlanıyor. Kitap buradan sonrasında Abdi İpekçi'nin özel hayatından çok iş hayatına, etrafındaki gazetecilere, gazete patronlarına, siyasetçilere ve Türkiye'de önemli olan olaylara kayıyor. Bizzat yaşayan kişiler tarafından Türkiye yakın tarihinin geniş bir panoraması çiziliyor.
Demokrat parti iktidarı, bu iktidar döneminde yaşanan iyi ve kötü olaylar,1960 darbesi, darbeci askerlerle yapılan röportajlar, yeni anayasa, öğrenci hareketleri, MHP'liler, muhtıralar, bombalı saldırılar, kahvehane taramaları, ekonomik bozukluklar gibi bir sürü olayın anlatısı sunuluyor. Tüm bunların arasında Abdi İpekçi'nin ne konumda olduğunu, halka haber ulaştırmak için ne kadar titizlendiğini, ne kadar ciddi işler yaptığını sade bir dille anlatıyor. İsmet İnönü, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit gibi tarihi şahsiyetlerin neler planladıklarını, eğrisi ve doğrusuyla anlatıyor. Burada Abdi İpekçi'nin