Sıfır noktası; sevebilme noktası. Sıfır noktasında sen, ‘sen’ olacaksın.
Kitabın arka kapağını okuduğumda bir süre kitabı açmaya korktum. Çünkü Platon’un ünlü mağara alegorisinde de bahsettiği gibi: Gerçeği görmek, doğruyu duymak rahatsız edicidir. Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur(!) Yazar herkesin bildiği ama dile getiremediği, bazen üçüncü sayfa haberlerinde karşımıza çıkan, insanlığın kanayan yarası olan bir konuyu ele alarak gerçeğe dayalı bir kurgu yazma cesareti göstermiş. Konusu itibariyle okuyucu kitlesine yaş sınırlaması gerekebilir. Belli bir yaş kesimin altındakilerin okumasını istemediğimiz şeyleri Mavi ve Deniz gibi masumların yaşaması da insanlığa kara leke olarak geçsin. İnsanlığın en önemli görevi masumları korumak olmalıydı oysa ki!
Gelelim hikayeye: Mavi’nin bir rüyayla başlayan Lefke macerası, güzel kokularla çevrili huzur bahçesinde Nazım Geylani ile yaptığı sohbetlerin huzur verici etkisi, maalesef kısa sürüyor. Hikayede hem şimdiye hem de geçmişe tanıklık ederken, infaz memuru Mavi’nin anıları tetiklendiğinde, yazar bizi küçük Mavi’nin dünyasına götürüyor. Çocuk olmak bu kadar acıtmamalıydı.
Roman ilerledikçe, Mavi Ulu’nun iyilik meleği, güçlü kadın profilinin ardındaki kanadı kırık Maviş ile tanışacaksınız. Her bölümde Mavi’nin, matruşka misali, farklı bir kimliğiyle karşılaşacaksınız: İnfaz memuru, olay inceleme uzmanı, mahkumların kahramanı…
Ela ve Mavi’nin hikayesini okurken insanlıktan bir kez daha utandım. ‘Bizi birbirimize yaklaştıran şey, yüreğimizde aynı yerin acımasıdır.’ Yan karakterler hikayeyi zenginleştirmiş, özellikle Savcı Özkan’ın Mavi ile tanışma kısmı favorilerim arasında. Karakterlerin her birinin hikayede bir misyonu ve okuyucuya iletmesi gereken bir mesaj vardı.
Yazar kurguyu ilmek ilmek