Beowulf Anglo-Sakson döneminin en önemli destanıdır. Dane kralı Hrothgar çok güzel bir şölen evi yaptırır. Bir gün Grendel adında bir canavar da bu şölen evine saldırır ve genç kahramanlarla karnını doyurur. 12 yıl böyle sürer fakat bir gün Geat lideri Beowulf gelince işler değişir. Destan özet olarak böyle. Grendel'in vahşi kötülüğünden, Beowulf'un cesur kahramanlığı anlatılır. Fakat aslında nedir tüm olanlar?
Gardner bu kitabıyla Grendel'in, dünyayı, insanları nasıl gördüğünü anlatır. Grendel aslında efsanevi bir yaratık değil de bizim kötü duygularımızın, umutsuzluklarımızın, karamsızlıklarımızın somut bir hali. İnsan her zaman bahar dolu olamaz, olmamalı da tarafsız görebilmek için. Bazı zamanlar tüm insanlığa sövdüğümüz, kendi yaralıtışımızı lanetlediğimiz, kaderimize haykırdığımız zamanlar olur. Grendel, bu düşüncelerin toplamı. Atası yüzünden dışlanmış, yeraltında yaşamaya mahkum edilmiş... Tek arkadaşı kendi gölgesi olan zavallı bir yaratık, kendi söylemiyle. Fakat nedir onu bu hale getiren? Burada işler Frankensteinvari bir hal alıyor. "Dost, dost!" diye haykırarak gözetlediği insanların arasına koşuyor bir umutla fakat dış görünüşü ve anlaşılamamazlık düşmanı onun! Hangi birimizin değil ki?
Sonunda ejderha bir öğüt veriyor ona bilinçli ya da bilinçsiz; onları sen var edersin. Dinleri, birliktelikleri, kahramanlıkları senin korkunla beslenir ve buna muhtaçtırlar... Gerçekten de, iyiyi anlamak için kötüye, doğruyu anlamak için yanlışa ihtiyacımız var. Belki de bazı kötülükler, içimizdeki kötü düşünceler bile, 'doğru' olana ulaşabilmek için bir kendini feda etmedir?
Bunu sorgulamak için harika bir kitap.