Hem çok şey anlatmak istiyordu, hem hiçbir şey. Karmakarışık duygular uçuyordu içinde. Kuş tüyünden bir yastık patlamış da, başı içinde kalmış sanki. Hem her şeyi görüyordu, hem hiçbir şey...
"Yani, bizim entelektüellerin kaplumbağa soyundan geldiğini bilmiyor gibi konuşuyorsunuz!" dedi Cafer. Patlamıştı. "Hava sütliman olacak ki, kafalarını kabuklarından dışarı çıkarsınlar. Çıkarsınlar da, şöyle bin yılın deneylisi olmanın edasıyla yavaş yavvaaaaş ortalıkta salınsınlar! Şimdi neden görünsünler ki? Bak, ortalık toz duman!"
"Yaşa be Cafer.. iyi konuştun!" diye bağırdı arka masadan bir genç.
"Doğru. doğru!" diye onayladı birkaç kişi. "Doğru tabi!" dedi Cafer. "Onlar kendilerini odalarındaki dev aynalarında seyrediyorlar. Oysa hayat, odalardaki dev aynalarında değil, aynacı dükkanlarında, cam fabrikalarındadır. Oralarda çalışan insanların dünyalarındadır. O insanların yaşadıkları odalar belki küçücüktür, ama hayat oradadır işte. Dev aynalarının sahte derinliğinde değil. Dev aynalarının gücü yalnızca bakanı kandırmaya yeter!" .
Toprak yoktu. Toprak rengiyle, kokusuyla, yaşıyla, kurusuyla yitmişti. Toprak yoktu... Yeni şeyler yitenleri gözden gizliyordu... Yeni şeylerin anaforu içinde, tanıdık yüzleriyle yiten şeyler anılmaz olmuştu. Toprak sessizce yitmişti.