Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıcı başarısının bir kısmı, yabancı müttefiklere sahip olma, idari ve mali yapılarında farklı halkları ve dinleri bünyesinde toplayabilme yeteneğinden kaynaklanmaktaydı.
Buradaki bir başka dikkat çekici şey de Kedi Hastanesi. Çok zaman önce, kedisever, zengin bir Müslüman tarafından kurulmuş ve kentte en iyi geliri olan vakfiyelerden biri. Eski bir cami birkaç yöneticinin gözetiminde, bu amaca hasredilmiş. Hasta kediler tedavi edilmekte, evsiz kediler orada barınabilmekte ve bir ayağı çukurda olanlar, hayatlarının sonuna kadar orada şükranla mırıldanmakta. Mekan birkaç yüz kediyi kucaklamakta; cami avlusunun, koridorlarının ve teraslarının kedilerle kaynaması görülmeye değer bir durum. Şurada bir sakatlanmış bacak bandajlanıyor, orada peşpeşe gelen kedi hastalalıklarına yakalanmışlara ve ölümcül durumda olanlara şefkatle bakılmakta......
Halep’in yaklaşık 5000 kişilik, kendi mahallelerinde yaşayan kadim bir Yahudi toplumu vardı. Portekizli seyyah Pedro Texeira, 1605’te bu kişiler için, “Çoğu zengin, en çok da ticaretle uğraşmaktalar, bazıları simsar veya mücevherci, gümüş kuyumcusu ve benzeri alanlarda zanaatkar,” diye yazmıştı.
“Araplar Musa'dan, İsa'dan ve Muhammed’den evvel de Arap’tılar! Tüm dinler, inananlarından doğruyu takip etmelerini ve dünyadaki kardeşliğe katılmasını bekler. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasına her kim nifak sokmak isterse, o kişi Arap olamaz,” demekteydi."
Yavuz Sultan Selim’in Halep’teki ilk icraatları Osmanlı yönetiminin karakterini duyurmaktaydı. Bunlar arasında, Araplar yerine Türklerin vali ve kadı tayin edilmeleri, gümrük vergilerinin yüzde 20’den yüzde 5’e indirilmesi ve Kudüs’e giden Hıristiyan hacıların vergilerini azaltılması vardı.