Harun Çelik’in son kitabı Harmatan’ı yorumlamaya başlarken kurabileceğim ilk cümle, ‘aynı dönüşümü yaşıyoruz’ olur. Evet, Harun Abi ile tuttuğumuz futbol takımı hariç hemen her konuda aynı şeyleri düşünüyoruz. Hatta eskiden de aynı şeyleri düşünüyormuşuz da şimdi birlikte dönüşmeye başlamışız gibi…
Harmatan, bir deneme kitabı. Ama aynı zamanda bir dertleşme kitabı da diyebiliriz. Aklıma en son gelecek şeylerden birisi çok sevdiğim memleketim, Samsun’dan ayrılmak ve İstanbul’da yaşamaya başlamak olabilirdi. Ancak, hayatın başımıza neler getireceğini kestirmek güç; artık İstanbul’da yaşıyorum. Geçen hafta günü birlik Samsun’a dönerken yolda ciddi bir trafik kazası geçirdim. Allah korudu, ucuz atlattım. Akşamına Samsun’da yaşayan kalem erbabı dostlarla bir araya geldik. Harun abi, kitabını imzalama inceliği gösterdi. Döner dönmez okumaya başladım ve şunu hissettim; sanki Harun abi de benimle birlikte İstanbul’a gelmiş ve sohbete devam ediyoruz. Çünkü kitap onun kendine has üslubu ile yazdığı, örneklerini daha evvel Muzungu ve Bizim Dimitri’de gördüğümüz bir tarza sahip…
Özellikle başlıkları çok beğendiğimi ifade etmeliyim. İlgi çekmeyi başaran başlıklardı. Bunun dışında Harun Çelik, içinde büyüdüğü, uzun yıllar hatası, sevabıyla fikirlerini taşıdığı Türk sağına eleştirel bakış getirebiliyor. Din ile din mensupları arasındaki ayırımı iyi yaparak, Müslümanlardan kaçıp İslam’a sığınma felsefesini anlatmaya çalışıyor. Sadece bu değil, zor ve çetrefilli mevzulara girip, yorumlar yapıyor. Mesela gurbetçi Türkler, Avrupa ülkelerindeki Müslümanlar konuları gibi –ki yorumlarına katılıyorum.
Çelik, bir kitapsever olduğu kadar bir seyyah da… Kitapta Kırgızistan’dan İran’a, Hollanda’dan, Pakistan’a kadar çok farklı ülkelerdeki izlenimlerini okuyorsunuz. Çok okuyan mı, çok gezen mi