Kitabı çeviri üzerinden okudum ama çevirisi aşırı kaliteliydi hiç zorlanmadım. Kitap tek kelimeyle harika. Beni içine öyle bir çekti ki bir günde bitirdim. Yazarın yarattığı evren, karakterler, travmalar, kitabın sonu.. hala etkisindeyim.
Özetle:
-Cadı ve cadı avcısı arasında geçiyor, hep kovalamaca
-Tam olarak bir enemies to lovers
-Aşk üçgeni var ama kitabın sonunda çözülüyor
-Yasaklanmış güçler
-Morally grey karakterler
-cadılara yapılan toplu katliam
-Kitabın sonu tam bir plot twist
Kitabın yılan ve güvercin serisine benzediği söyleniyor, o seriyi de okumayı planlıyorum.
İkinci kitabı Şubat 2025'te çıkacakmış o zamana kadar nasıl bekleyeceğim bilmiyorum.
Spoiler:
Rune karakterini çok beğendim ama biraz daha badass biri olmasını isterdim. Balolar elbiseler vs biraz aristokrat karakterine uyduramadım nedense.
Gideon ise cadılardan tüm kalbiyle nefret ediyor ve gerçekten her cadının kötü olmadığını ne zaman anlayacak onu bilmiyorum. Kendi yaşadığı travma nedeniyle böyle düşünmesi çok normal fakat tüm cadıları asıp kesmeye gerçekten gerek var mı? Resmen toplu katliam yapılıyor.
Kitabın geçtiği evren biraz daha ortaçağ, aristokrasinin ve krallıkların hüküm sürdüğü devirde. Yozlaşmış cadı kraliçeleri öldürüldükten sonra tüm cadıları asmaya başlıyorlar. Bu dönemde cadıların yaşadığı zorlukları gerçekten hissettirebildi yazar. Gerçekten kötü cadılar olabilir ama kimse cadı olmayı seçmiyor, bunla doğuyor. Masum kızımız Rune'un tüm cadıları adadan kaçırma sorumluluğunu bu yaşta tek başına üstlenmeye çalışması üzücüydü. Bu açıdan güçlü bir karakterdi diyebilirim.
Kalbim biraz kırık, Gideon ve Rune'un arasındaki bağın nedense tamamen koptuğunu düşünüyorum, tekrar nasıl bir araya gelecekler hiç ihtimal veremiyorum. Tam da ne güzel birbirlerini sevmeye başlamışlardı. Keşke
Beklediğim her şey vardı, ben çok keyif alarak okudum Eksik bulduğum birkaç şey vardı ama çok da gözüme batmadı. Son kısmı biraz üzdü Hemen ikinci kitaba başlıyorum ondan dolayı
yani olaylar başlayana kadar o kadar akmadı ki kitap, hani o kadar akmadı ki. okusam mı okumasam mı diyerek ite ite okudum resmen ama son 100 sayfa aşırı iyiydi çok şükür okuduğuma değdi diyebildim, ikinci kitabın ilkinden çok daha iyi olduğu hissine kapıldım o yüzden hemen ikiyi okumaya kaçtım, bye
selam herkese!
inceleme yazmayı resmen unutmuşum,bu nedenle bu pek kötü incelemenin kusuruna bakmayın.
kitabımız fantastik türde bir kitap,ana karakterimiz rune isimli bir kız.
Rune,partiden partiye giden (ve düzenleyen),zengin ve malikanede yaşayan bir kız.
Yaşadığı evrende, Cadı Saltanatı'nın yıkılması ile birlikte Yeni Çağ ilan ediliyor.
Cadıların her biri bulunuyor,cadılıklarını belli eden izleri görülüyor ve sonrasında arındırmak için Kan Muhafızları tarafından alınıyorlar.
Rune'un büyükannesi bir cadı ve birkaç yıl önce Rune'un ihbar etmesiyle yakalanmış. Rune bu cesaretinden ötürü takdir ediliyor ve halk Rune'u vatansever biri olarak tanıyor aslında.
Fakat Rune cadı olduğunu öğrendiğinde, ülkedeki diğer cadıları da kurtarmak ve kaçırmak için yalnızca geceleri büründüğü bir kimlik oluşturuyor:
Kızıl Güve.
Bu esnada Kan Muhafızlarının başındaki Gideon Sharpe,birçok cadının kaçmasına yardım eden Kızıl Güve'yi bulmaya çalışıyor.
Rune ve Gideon çıkarları ve tahminleri için birbirleriyle yakından bir iletişime başlasalar da,başlarına gelecekleri tahmin etmek pek de zor olmuyor.
Güçlü bir giriş ile başladı kitap ve başlarda ben de kurguyu beğendim. Sonrasında ikili arasındaki ilişki beni ciddi manada rahatsız etmeye başladı ama merak etmeyin bir noktada onlar da rahatsız oluyor zaten :d
(Burdan sonrası biraz spoiler içeriyor)
SPOİLER
Eğer bu toksik ilişki farklı bir yol alsaydı kitabı hiç beğenmeyecektim ama bir araya gelmedikleri için mutluyum yani elle tutulur bir yanı vardı gibimsi.
Şimdi rahatsız olduğum noktadan bahsetmek istiyorum,ikilinin ilk kaynaşmalarının ardından Gideon Rune'a bir elbise dikmek istiyor(anne ve babası terziymiş, o da biliyormuş dikiş nakış :D) Rune'un ölçülerini almak için çağırdığında biricik kızımız ölçü işini fazla abartıyor ve
Kalpsiz AvcıKristen Ciccarelli · İndigo Kitap · 2024411 okunma
Bugünkü kitabımız bir cadı romanı; üstelik av–avcı teması ve enemies to lovers tropuna sahip olduğunu da belirtmeliyim. Yani bu üç unsur bir araya gelince insan iyi bir kurgu okumayı bekliyor, yine de itiraf etmem gerekir ki kitap benim için büyük bir hayal kırıklığıydı.
Kahramanımız Rune Winters bir cadı, Yüzbaşı Gideon Sharpe ise bir cadı avcısı. Hikâye bu ikili üzerinden ilerliyor.
İnsanlar iki yıl önce yönetimdeki cadı kraliçeleri öldürüp devrim yaparak Yeni Cumhuriyet’i kuruyorlar. Evlere baskın düzenliyorlar, sokağa çıkma yasağı çıkarıyorlar ve hem cadıları hem de cadı olma şüphesi bulunan herkesi yakalayarak “arındırıyorlar”.
O sırada Wintersea Malikanesi’nde bulunan Rune ve büyükannesinin başı ise dertte çünkü kimliğini bilmedikleri biri tarafından ihbar edildiler ve Kan Muhafızları onlar için geliyor. Kestrel Winters bir cadı ve eğer askerler onu yakalarsa hem kadını acımasızca öldürecek hem de cadıyı sakladığı için Rune’un hayatını mahvedecekler. Bu yüzden büyükannesi kızın, kendi rızasıyla onu ihbar etmesini istiyor; böylelikle Rune Cumhuriyet yanlısı olarak görülüp güvende olacak. Sonuç olarak Rune acı kararı almaya mecbur kalıyor ama o günden beridir de kendinden nefret ediyor; büyükannesine ihanet ettiği için kendini asla affedemiyor.
Zaten bu yüzden de bir cadı olduğunu keşfettikten sonra muhafızlar tarafından yakalanıp arındırılacak olan kardeşlerini kurtarmak üzere Kızıl Güve kimliğine bürünüyor. Dışarıdan akılsız bir sosyetik gibi gözükse de Rune aslında haksızlığa ve zulme karşı gelen biri. Rune’a bu mücadelesinde çocukluk arkadaşı Alexander ve en iyi dostu Verity eşlik ediyor; onlar hem Kızıl Güve’nin hem de kahramanımızın sahip olduğu tek müttefikleri.
Evet, konumuz bu. Şimdi de duygu ve düşüncelerime gelelim.
Kitap sadece okunup geçildiği
Fantastik olsun iki kuruş hatta beş kuruş fazla olsun….
Yazarın Son Namsara kitabını pek beğenmemiştim dolayısıyla da bu serisine karşı biraz değil baya önyargılıydım. Ama kırılan önyargılar aşkına kitaba bayıldım, bayıldım.
Rune a, Gideon a ve Alex e bayıldım. Bir tutam aşk üçgeni var gibiydi ama dediğim gibi küçük bir tutamdı o yüzden beni hiç rahatsız etmedi. Alex kuzum ahh ahhh hiç kıyamisu sana kınalı, nahif, kibar kuzum….
Neyse evet kitapta bolca klişe, gel gitler, konu tekrarları vardı ama olsundu, kusursuz ne var ki şu hayatta.:)) Tüm bunları ve fazlasını okurken büyük bir keyif almış olmam en büyük gerçek.
Yazarın kalemi çok akıcı, kurgusu ise çok sürükleyiciydi. Ee böyle olunca da kitabı elimden bırakamadım tabi. Fena bir kaosla bitti, yazar ikinci kitapta ortaya saçılan tüm pislikleri ve yanlış anlaşılmaları nasıl toparlayacak hiçbir fikrim yok, aşırı meraklardayım.
O zaman bana müsade, byesss…
Her şeyden önce yazarın kalemine bayıldım. Öyle akıcı öyle yaşar gibi anlatmış ki kitap sanki saniyeler içinde bitti. Şuan kitap okumuş gibi değil dizi izlemişim gibi canlanıyor olaylar kafamda. Kurgu zaten muhteşem. Tek kelimeyle bayıldım. Okuyun okutturun.
!!!!! Bundan sonrası spolier… !!!!!!!
Öncelikle kitabın finaline kadar Alex benim canımı sıkıyordu. Mıy mıy cesaretsiz konuşmalar, onu yapma Rune bunu yapma Rune, ne yani bu ürkeklik? Zaten geçmişte de sağolsun bu ürkekliği başımıza koca bir çorap örmüş. Ama finalde Rune’u tercih etmesi bu karakterden beklemeyeceğim bir şeydi. Orda bir gözüme girdi shdjfkglgl
Erkek ana karakterimizin yaptıkları beni sinirlendirmedi çünkü en baştan beri adamın tam bir görev adamı olduğunu bize anlattı yazar; ondan başka bir tutum beklemezdim. Kaldı ki ihanete uğradığını düşünüyor. Bence asıl bunu yapmasaydı garip olurdu.
Kitapta bu ters köşeyi kraliçelerin nasıl öldürüldüğünü öğrendiğimden beri bekliyordum ama tahminim başka kişiydi. Şoka uğramadım ama şaşırttı. Büyükannesinin arındırılma sahnesi beni çok etkiledi ya. Karakterin ne kadar güçlü olduğunu bize en iyi anlatan sahneydi bence. Sonu çok iyi bitti. Hem bir sonraki kitapta olacakları hissettirip hem de akılda kalacak bir son yaptı. Yazarın kalemi beni Cidden hayran bıraktı.
!!!!! Spolier bitişi !!!!!!
Aa bir de ben kitapla ilgili hiçbir bilgim yokken okumaya başladım ve hiç incelemediğim için kitabı tek kitap sanıyordum o yüzden biraz yıkıldım ama evreni sevince de iyi ki tek kitap değilmiş dedim. Sanırım ikinci kitabının çıkmasını bekleyemeden çeviriden okuyacağım. Çok merak ediyorummmm!
Yine ikilemde kaldığım bir kitabı bitirip inceleme yazmaya koyuldum. Yazardan okuduğum ilk kitap değildi. Birkaç sene önce Son Namsara kitabını okumuştum ve kitabı ortalama bulduğumu hatırlıyorum. Ne yazık ki bu kitap için mükemmeldi diyemicem çünkü yine yeniden ortalama bir kitap okumuş oldum.
Kitabı okumaya başlamadan biri bana “dikkat aşk üçgeni içerir” deseydi kitaba elimi sürmeyi bırakın kapağını bile açmazdım. Beni bilen bilir aşk üçgeni okumaktan kaçınırım. Bu yüzden kitabı birazcık can çekişerek okudum. :'(
Gelelim konusuna; bildiğiniz üzere klasikleşmiş, klişeleşmiş bir konusu var. Cadı olan kızımız ve cadı avcısı bir oğlan. İkiside istihbarat edinmek için birbiriyle flört ediyorlar ve 200 sayfa boyunca onların gelgitlerini okuyoruz. Hatta kitabın ta en başında cadı avcılarının tek bir cadıyı tutuklamasıyla geçiyor kitap. Tüm kitap boyunca hiçbir olay olmuyor. Sürekli Gideon'ın acıların çocuğu triplerine girmesi içimi bunaltmadı değil. Yok acımasız bir komutanmış, yok cadıların en korkulu azılı düşmanıymış, bunların hiçbirini göremedik. Çünkü o esnada adam sürekli kendine acıyarak, Rune gibi sosyetik bir kızın onun gibi kaba saba bir erkekle işi olmaz tavırları hiç hoşuma gitmedi. Git işini yap da senin nasıl korkulu bir yüzbaşı olduğunu bir görelim be Gideon. Ah keşke görebilseydik :'( Olmamış bir karakter, benim için vasat ötesiydi.
Kitap sürekli Rune ve Gideon ikilisinin etrafında döndü durdu. Biraz olay biraz aksiyon biraz entrika be Kristen Ciccarelli!! Kitabın sonunda tek bir olay oldu, onda da ne Gideon'ın güçlü bir karakter oluşunu ne de Rune'dan güzel bir hamle görebildik.
Duygu yoğunluğundan bunaldım. Bir yandan Gideon bir yandan Alex. Bu aşk üçgeni beni bitirdi, kitap ne kadar güzel olsa da işin içine aşk üçgeni girince olmuyor olmuyor işte.
Öncelikle bu incelemenin benim ilk incelemem olduğunu belirtmek isterim. Eğer bir yanlışım varsa uyarın lütfen.
Beni RS'ye sokan bu kitabı takdim etmek istiyorum. İlk yüz sayfasında "okumak istemiyorum" diye kıvrandım resmen. O zaman puanına 2 olarak karar vermiştim ama sonrasında tamamlamamın şerefine 4 olmuş oldu.
Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse (spoi yok) cadıların avlandığı bir cumhuriyette "Kızıl Güve" diye adlandırılmış ve cadıları öldürülmekten kurtarmaya çalışan, normalde cumhuriyet yanlısı bir aristokrat gibi davranan ama asıl mesleğı cadılık olan başrol kızımız Rune ve cadı avcısı oğlumuz Gideon var. Ve biz kitap boyunca bu iki karakterimizin birbirlerinin açıklarını yakalamak uğruna flörtleşmesine şahit oluyoruz.
Genel yorumlarımdan bahsedecek olursak ilk olarak ne zaman gerçek bir enemies to lovers okuyabileceğimi merak ediyorum. Şahsen bana birbirlerinden çok da nefret ediyormuş gibi gelmediler gayet de görmüşler beğenmişler.
Bir de son zamanların fantastik-distopik kitaplarında neden fantastik ve distopik ögenin hiçe yakın olmasını anlamlandıramıyorum. Hani mesela cadıyız ya biz azıcık büyü filan yapsak güzel olurdu. Bu sebeple eğer sağlam bir fantastik okumak istiyorsanız bu kitap sizin için bir öneri değildir.
Biraz da kitabın içinden yorumlara gelelim. Bu bölüm spoi taşıyor olabilir. Uyarım başta bulunmuş olsun :)
Kitap boyunca en çok yakınlığım şey Rune karakterimizin kitabın başında çok zeki olduğuna dair sürekli övünmesine karşın kitap boyunca zekasını sergilemeyi hiç tercih etmemiş olmasıydı. Yani ablacığım ilk atılan tuzağa da düşmezsin ya.
Bir diğer meselemiz ise ikinci erkek karakterimiz olan Alex. Aslında başta hiç sevmemiştim. İkisine de ihanet etmemeye çalışıyorsa aslında ikisine de ihanet ediyordur. Sonlara doğru tam bütün
Uzun zamandır kitap okurken bu kadar duygulanmamıştım. Sonu beni mahvetti diyebilirim. Kitap o kadar güzel yazılmış ki kurgusu çok iyiydi. Olaylar birbiriyle bağlantılıydı. Spoiler vermemek için kitabı anlatmayacam. Sadece kendi yorumumu yazacam.
Gideon , Alex ve rune bunlar arasında bir aşk üçgeni var ve ben normalde aşk üçgeni sevmem. Ama nedense kitap o kadar hoşuma gitti ki bunu görmezden geldim. Gideon bir cadı avcısı ve rune bir cadı. Bence kitapta ters köşelerde vardı. Sürekli hedef şaşırtmıştı yazar. Ve bu çok hoşuma gitti. Daha fazla ne söylesem spoiler olacak o yüzden okuyun...
Kristen Ciccarelli, büyükbabasının üzüm çiftliğinde büyüdüğü Ontario'nun Niagara Yarımadası'ndan geliyor. Kendisini bir fırıncı, kitapçı ve çömlekçi olarak yetiştirdi ama şimdi kana susamış ejderhalar, kızlar gerçekten havalı silahlar ve hikayelerin dönüştürücü gücü hakkında kitaplar yazıyor.