Hakiki imanı tüm yönleri ile özellikle de imam esasları açısından ele alan yazar Mustafa Kasadar bizlere kalplerimizdeki imanı sorgulatıyor.
Nedir gerçek iman? Sadece iman ettim demekle iman etmiş olunuyor mu? Eğer öyleyse neden peygamberler, âlimler, şehitler, İslâm davasına hizmet edenler hayatları boyunca bir dava uğrunda mücadele ettiler, her şeylerini ortaya koyarak dini ve tevhid sancağını ayakta tutmaya çalıştılar?
Onların imanı imansa bizim imanımız nedir, eğer onların imanları gerçek iman değilse o halde nasıl böyle güzel sonlara eriştiler, iz bıraktılar ve ensarullah oldular?
İman, sorgulanması gereken hakiki bir gerçek. Dünya hayatı bir gün bitecek ve insan ebedi yurduna hicret edecek geriye dönmemek üzere. Ebedi yurdunda azıkları olmadan yaşaması mümkün değil, dünya ise insanın ebedi yurdu için azık yani sevap toplama yeridir.
"Ölümü de hayatı da hanginizin daha güzel işler yapacağınızı ortaya çıkarmak için yaratan O'dur." (Mülk 2)
Zillete düçar olmamak için İslam'ın İzzet ve şerefiyle yaşamak şarttır. Fakat bugün çeşitli bahaneler ve dünyalık endişelerle dinlerini yaşamaktan korkan pısırık korkak mıymıntı müslümanlar türedi.
Halbuki müslüman cesur demekti,
Müslüman izzeti tercih etmiş iman ehli demekti.
Müslüman her şeyini Allah ve Resulü için feda etmekten çekinmeyen, yalnızca Allah'tan korkan yiğit demekti.
Bütün İslami kavramlarda olduğu için iman esaslarının da içi boşaltıldı ve yanlış bir inanç, yanlış bir İslam dini meydana geldi.
İslam, teslim olan demektir. İslam bir ideoloji değildir, dogma ya da bir doktrin değildir. İslam ilahi vahye dayalı bir dindir. İslam'ın bir davası, bir mesajı bir kavgası vardır.
"Fitne kalmayıp din yalnızca Allah'ın oluncaya kadar Allah yolunda mücadele edin." (Enfal 39)
Bu ayet ile Allah bizlere bu dinin bir