1000Kitap Logosu
İyilerin Ahlakı

İyilerin Ahlakı

Ahlak-ı Muhsini

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
0.0
0 Kişi
3
Okunma
2
Beğeni
203
Gösterim
262 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 7 sa. 25 dk.
Adı
İyilerin Ahlakı (Ahlak-ı Muhsini)
Basım
Türkçe · Türkiye · Debir Yayınları · Ocak 2021 (İlk yayınlanma: 2019) · 9786056998553
Diğer baskılar
Ahlak-ı Muhsini
İyilerin Ahlakı
İyilerin Ahlakı, 15. Yüzyıl Herat’ının önde gelen edip ve alimlerinden Hüseyin Vaiz Kaşifi’nin Sultan Hüseyin Baykara’nın talebi üzerine yazdığı, ahlâk temelli bir siyasetnamedir. İslam Ahlak literatüründe kitap çok önemli bir yere sahiptir. Eserde ahlak, kırk maddede işlenmiş olup akademik ve felsefi yöntemle yazılmamıştır. Anlatımında didaktik bir amaç güdülmüş, toplum liderlerinde bulunması gereken ahlak ve adaba dair bilgiler beyit ve hikayelerle süslenmiştir. İyilerin ahlakının toplumun geneline sirayet edeceği söylenerek topluma yön veren insanlara hikayelerle tavsiyelerde bulunulmuştur. Faziletli bir toplum için, yöneticilerin iyi olması gerektiği, iyilik ön koşulunun ise Ahlâk olduğu söylenmiştir. Bu eserle birlikte; doğruluk, sabır, tevazu, şükür, hayâ, edep, cömertlik, merhamet gibi faziletlerin 500 yıl içerisinde nasıl kavram haline geldiği de gözler önüne serilmektedir
Hikâye edildiğine göre, Hüsrev Perviz, [hocası] Büzürg Ümid’e sorar: “İnsanlar arasında kim cezaya layıktır?” Şöyle cevap verir: “Beş sınıf insan vardır. Birincisi, bizzat iyi olup halka daima iyi davranan insanlar sınıfıdır. Onları desteklemek ve onlarla sohbet etmek gerekir. İkincisi, kendi kendilerine iyi oldukları halde başkasına iyiliği dokunmayan insanlar sınıfıdır. Bunları güçlendirmek ve iyiliğe teşvik etmek gerekir. Üçüncüsü, orta halli, yani ne iyiliği ne kötülüğü dokunan, özünde iyi de kötü de olmayan insanlar sınıfıdır. Onlara iyi yolu göstermek ve kötülükten sakındırmak gerekir. Dördüncüsü, kötü oldukları halde kimseye kötülüğü dokunmayan insanlar sınıfıdır. Onları kötülükten vazgeçmeleri için aşağılamak gerekir. Beşincisi, hem kötü olan hem de başkasına kötülüğü dokunan insanlar sınıfıdır. Onlara önce vaat ve tehdit, sonra dövme, sonra hapis, en sonunda öldürme yoluyla ceza uygulamak gerekir.”
3
Affetmek
İskender, “Af ne zaman güzeldir?” diye sordu. Filozof, “Düşman karşısında güçlü ve muzaffer olduğun zaman. Çünkü af zaferin şükrüdür.” diye cevap verdi. Anlatıldığına göre, padişahın biri, düşmanına karşı zafer elde etmiş ve onu esir almıştı. Onu cezalandıracak yerde alıkoydu. Padişah “Kendini nasıl görüyorsun?” diye sordu. Hasmı şöyle cevap verdi: “Allah’ın hoşlandığı şey af, senin hoşlandığın şey zaferdir. Böylece Allah senin hoşlandığın zaferi sana kolaylaştırdı. Şimdi sen onun hoşlandığı affı yerine getir!” Padişah bu sözü beğendi ve onu affetti. Öyleyse cihangir padişahın suçluyu kin gütmeden kolaya bağışlaması gerekir. İntikam gücünün şükrü, utangaç suçluyu af müjdesiyle okşamaktır. Cihangir sultanların âdeti ve dünya hükümdarının yolu budur. Beyit: Dünyanın başından bugüne kadar Üsre af alta kabahat yakışır
4
Anlatıldığına göre, Selçuklu sultanı Melikşah bir gün Zinderud’un kenarında avlanıyordu. Bir süre dinlenmek için çayıra indi. Sultan Melikşah’ın maiyetinden özel muhafızı olan bir hizmetçi onun yanına geldi. Irmak kenarında otlayan bir inek gördü. Onu kesip etinden kebap yapmasını emretti. Bu inek, geçimini onun sütüyle sağlayan dört yetim anası yaşlı bir kadına aitti. Kadın bu haberi alınca kendini kaybetti ve sultanın geçeceği köprünün üzerine gelerek onu bekledi. Aniden Sultan maiyetiyle birlikte oraya geldi. Kadın yerinden kalkıp atının dizgininden tuttu. Muhafız yaşlı kadına kamçısıyla vurarak onu uzaklaştırmaya yeltendi. Sultan, “Bırak, gelsin, zavallının derdini dinleyeyim, kimden şikâyetçi olduğunu öğreneyim.” dedi ve yüzünü yaşlı kadına çevirdi. Yaşlı kadının sözü, “Mazlum derdini cesurca anlatsın” mısraında belirtildiği gibidir. Kadın şöyle konuştu: “Ey Alparslan’ın oğlu! Eğer şu Zinderud köprüsü üzerinde benim hakkımı vermezsen Allah’a and olsun ki sırat köprüsünde senden hakkımı alıncaya kadar yakanı bırakmam. Bu iki köprüden hangisini tercih edeceğini sen düşün!” Beyit: İnsaf et bana hakkımı ver bugün Şimdi vermen alınmasından yeğdir Sultan bu sözden etkilenerek atından indi ve şöyle dedi: “Anacığım, sakın ha, benim sırat köprüsü üzerinde hesap verecek gücüm yok. Sana kimin zulmettiğini söyle, ondan hakkını alayım.” Yaşlı kadın dedi ki: “Padişahım, huzurunda bana kırbaç vurmaya kalkışan şu hizmetçi benim geçim kaynağımı kuruttu, benim ve yetimlerimin geçimini sağlayan ineği kesip kebap yaptı.” Melikşah, hizmetçinin cezalandırılmasını ve bir ineğe karşılık yetmiş inek verilmesini emretti. Sultan’ın emri yerine getirildi. Bir süre sonra sultan vefat etti. Yaşlı kadın hâlâ hayatta idi. Bir gece yarısı Sultan’ın mezarı başına geldi ve kıbleye dönerek onun için dua etti: “Allah’ım! Toprakta yatan bu kulun, yere düştüğümde elimden tutup kaldırdı. Şimdi de onun yardıma ihtiyacı var. Sen kereminle ona yardım et, Ben çaresiz bir haldeyken o, mahlük olarak âcizliğine rağmen bana ihsanda bulundu. Şimdi o çaresiz durumdadır. Sen kendi yaratıcılık kudretinle ona lütufta bulun!” Sultanın hizmetçilerinden biri onu rüyasında gördü. Ona, “Allah sana nasıl muamele etti?” diye sordu. Sultan dedi ki: “Eğer o yaşlı kadının duası imdadıma yetişmeseydi cezadan kurtulamazdım.” Beyit: Yolcuya dedi ki o yaşlı kadın Duasıyla elimden tutmasaydı Bana merhametiyle bakmasaydı Gayet üzgün ve perişan olurdum Adaletimden bana dua etti Duası açtı rahmet kapısını
2