Kitap yalın bir dille yazılmış ama derin;duygusal anlarla dolu.Yaşam, ölüm ve kabullenme üzerine yazılmış derin bir itirafname diyebiliriz. Henry Marsh sadece bir beyin cerrahı değil; aynı zamanda insan ruhunu da kesip inceleyen bir yazar.İlk okumaya başladığımda ölümün sıradan bir şey olduğunu düşünüyor insan.Ama sonralarında ise cümleler içinde kaybolduğunda, ölümle karşılaşmanın ne kadar sarsıcı olduğunu gösteriyor. Marsh,gençliğinde kurtarıcı olmayı hayal eden bir doktor iken;yaşlanmış bir cerrah olarak zamanın hızlı geçişini,başarısızlığı,ölümü kabullenmek zorunda kalır.Kitabın adı da burdan geliyor.Sadece hastaların değil,yazarın kendi hayatını kabul edişini de gözler önüne seriyor.Hatta yazarımız şöyle demişti “Hastaları kabul ettiğim gibi, sonunda kendi ölümlülüğümü de kabul etmek zorunda kaldım.” Marsh aslında bu kitabı son dönemlerinde yazmış,sanki yaşadığı hayatı, çıkardığı dersleri burda kısa ve öz şekilde toplamış.Bi nevi anı kitabı diyebiliriz.Kitap boyunca itiraflarını da dile getirmiştir; ölümü yenmenin imkansız olduğu,cerrah olarak yaptığı hataları,kendisinin de sınırlı, kusurlu olduğu ve en acı gerçek her ameliyatın başarıyla sonuçlanmadığı.Ayrıca Marsh,İngiltere'de ki hastanelerde çalışmakla sınırlı kalmamış;Ukrayna, Nepal gibi birçok ülkede gönüllü olarak çalıştığını kitapta belirtmiştir.Bilgi dolu bir kitap ben çok sevdim.Ara ara kitapta altını çizdiğim cümleleri açıp okuyacağım:)