Ben ne okudum böyle?
Yurdumdan bir parça içeren, korku ve fantastik ögeleri harmanlamaya çalışırken ne olduğu belli olmayan bir sekle bürünen bir kitap.
İlk sayfalarda "Hmmm, enteresan, daha neler olacak acaba?" derken temposu hızla düşüp, "Daha ne saçmalıklar gelecek başımıza?" sorusuyla finali yaptı.
Önceleri şikayetim, keşke bu yaratıklara vampir denmeseydi biraz eğreti durmuş idi. Vampirlerle tek ortak yanı gece ortaya çıkması ve kan ile haşır neşir olan bu yaratıklara "Yepyeni bir isim yazılsa keşke" diye düşünmüştüm. Ama sonra tek derdim bu olsaymış dedim.
Kullanılan ifadelerin, zaman kavramının ve olayların tutarsızlığı gibi durumlar bana bir of çektirdi.
Hemen birkaç örnek vereyim,
• İlk karşılaştığımda bana Witcher-vari gelen Cadıcı Nikolanın konuşmaları, "hormonlarıniz düzeldiyse"si, "lanet olsun"ları, "beyler" hitabı
• Fetva değil de ferman veren bir şeyhülislam,
• Tırnova Naibi'nin sürekli sayısı ve niteliği değişen askerleri
• Günlerce at süren askerlere karşılık geri döndüğünde köyde sadece bir gece geçmesi.
Daha neler neler, değişik, hem de çok değişik.
En çok da yok artık dediğim neydi biliyor musunuz? Yeni dönüştürülen bir "vampir" kızımıza karşı tek savunması yurttan sesler korosu gibi Felâk ve Nas surelerini okumak olan yarısı Müslüman yarısı Hristiyan olan köylünün düştüğü durum.
Sonraki sayfalarda kilise ve camiye sığınan köylülere saldıran vampirlerimizle kılıç kalkan savaşı vermektense "Neden Felak ve Nas okumadık acaba?" dedim. Keşke okusaydılar, en azından camidekiler yapabilirdi.
Aaa, bir de mezar açıp vampirleri uykusunda yakmaya hazırlanırken bir grup köylünün gene Felak ve Nas okuyarak kutsal kalkan hazırlaması var, bu da takdire şayan, unutmamak lazım.
Olay dönüp dolaşıp bir de Fatih Sultan Mehmet'e bağlanmıyor mu? Bir de ondan