Carlos Castaneda’nın Kartalın Hediyesi, okuru hayal ile gerçek arasındaki sınırın sürekli kaydığı tuhaf bir dünyanın içine çekiyor.
Meksika ve ABD’nin güneybatısında geçen hikayede, birkaç şamanın sık sık kavga eder gibi birbirine giren, kopuk ve sert diyalogları okuru hem içine çekiyor hem de yoruyor. Hikayedeki karakterlerin farklı bilinç hâlleri arasında savruluşunu okurken zaman zaman neyin gerçek neyin sembol olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor.
Zaman kaybı olduğunu düşünüp kitabı bıraktıktan sonra, okuduklarımın zihnimde hala ara ara belirivermesi Castaneda’nın metninin tuhaf bir şekilde etkileyici olduğunu gösteriyor.
Spiritüel konuları seven biri olarak bu kitabın beni biraz aştığını, belki de henüz hazır olmadığımı düşündüm.Bu yüzden, belki de Castaneda’nın amacı tam olarak buydu: okuru rahatsız eden, zorlayan ama bir türlü tamamen bırakmasına izin vermeyen bir bilinç kapısı aralamak.
Şimdi kitabı yeniden elime alıp devam etmeyi düşünüyorum; çünkü bazı kitaplar ilk okumada değil, insan hazır olduğunda kendini açıyor.