Bir dal çıtırdıyor yukarda, uçurumun başında.
Bir baykuş ötüyor.
Bir yılan tıslıyor, ardından başını toprağa sokuyor
Ölüler mezarlarında sağdan sola dönüyorlar yeniden.
Gökte bir ay, yusyuvarlak, gümüş renkli. Uzak yıldızlar pırıl pırıl.
Altın sarısına bulanmış.
Toprağın üstünde yüzü koyun uzanmış bir ölü.
Toprakla çiftleşiyor gibi
....
Bu kitabın adını yazar neden Kerkenez* koymuş, önce bunu düşündüm.
Kerkenez bir kuş..
Salih in bilinçaltında yuvalanmış ve kendini bir türlü terk etmeyen duygusu..
Salih in göbek bağı bir cami avlusuna atılır, hoca olsun, âlim olsun diye..
Ama görün bakın ki bu göbek bağını bir kerkenez o dakika yutar.
Bu kuş Salih in korkulu rüyaları olur, göbek bağı dolayısıyla kendisini sürekli takip ettiğini günün birinde de gözlerini oyup alacağı duygusundan daha çocukken kurtulamaz.
Kerkenez * aynı zamanda bizim toplumda zayıf iradeli, çelimsiz ve işini bilen insanlar için de kullanılan bir deyimdir.
Bu anlamda kitabın isminin Kerkenez manidar..
Kitap ile ilgili duygum..
Kitabı okurken ve bitirdikten sonra kocaman bir huzursuzluk, ruhsal yönden köşeye sıkışmış insan psikolojisinin dayanılmaz ağırlığı..
Nasıl bir huzursuzluk..
Salih evini şöyle tarif ediyor..
' Ev kuduz bir köpekti.'
Bir çocuk neden evine Kuduz Köpek* desin..