Uğur Demircan'ın ilk romanı olan Kilim, okuru Anadolu'nun ücra bir köyüne, genç bir öğretmenin gözünden bakmaya davet eden, sıcak ve samimi bir eser. Klasik bir başlangıç gibi görünse de, yazarın kendine has dili ve kurgusu sayesinde kolayca okunup bitirilebilecek, keyifli bir kitap.
Romanın ana karakteri Özer Öğretmen, büyük şehirden Anadolu'nun küçük bir köyüne atanır. Kitap, onun bu yeni çevreye alışma çabalarını, köylülerin kendine has yaşam biçimlerine dair gözlemlerini ve köyde şahit olduğu derin bir aşk hikayesini merkezine alıyor. Özer Öğretmen, dışarıdan gözlemleyen biri olmaktan çıkıp, hem köy hayatını öğreniyor hem de kendi geçmişiyle bir iç hesaplaşmaya giriyor. Bu yönüyle hikaye, sadece bir taşra tasviri değil, aynı zamanda bir kişisel dönüşüm öyküsüne dönüşüyor.
Kilim'in en güçlü yanı kesinlikle dili. Uğur Demircan, sade ve akıcı bir anlatım kullanmış; bu da sayfaların su gibi akıp gitmesini sağlıyor. Anadolu'nun atmosferini, insan ilişkilerini ve duygularını yansıtmadaki başarısı takdire şayan. Özellikle Özer Öğretmen'in yaptığı tespitler ve köye dair gözlemleri oldukça yerinde ve gerçekçi. Okuyucu, adeta o köy odasında oturuyormuş ya da o dağ yollarında yürüyor gibi hissediyor. Köy hayatına ve o bölgenin insanlarına aşina olanlar için bu samimiyet daha da çarpıcı olacaktır.
Roman, genel olarak başarılı bulunsa da, bazı okurların "keşke daha uzun olsaydı" eleştirisine katılmamak elde değil. Kitap, ince ve hızlı okunan bir yapıya sahip. Ancak hikayenin önemli bir parçası olan aşk ve köy yaşamı detaylarının biraz daha derinleştirilmesi, özellikle Çoban Servet'in hikayesine daha fazla yer verilmesi, eserin duygusal etkisini ve edebi derinliğini artırabilirdi. Hızlı ilerleyen yapısı, kimi yerlerde olayların ve karakterlerin arka planının tam olarak