Uğur Demircan Örtü'de geleneksel öykü kalıplarımıza göz kırpıyor. Üslup da buna paralel olarak Cumhuriyet dönemi öykücülüğümüzün ilk demlerindeki öykücülerimizi anımsatıyor. Dili yormayan zorlamayan bir dil. Genel olarak hüznün yakıştığı bir dil var bu öykülerde . Anlatılanlar duyulmuş hatta yaşanmış gibi . Bu yönüyle gerçeği yakalıyor.
Örtmek, ilk insanla başlayan bir eylem. Sonrasında ilk kardeş kavgasıyla devam eden. İnsan hep şaşmaya meyilli çünkü. Bir o kadar da ayıbını, kusurunu örtmekte mahir. Uğur Demircan’ın ikinci kitabı Örtü de şaşmaya meyilli insanın ayıbını örtmekte mahir hâllerinden misaller taşıyor. Günahlar işleniyor. Üstü kapatılıyor. Kimi zaman taşla kimi zaman kumla kimi zamansa karla. Ama mevsimler dönüp karlar eridiğinde her şey gün yüzüne çıkıyor.
Demircan Örtü’nün altına altı öykü saklamış. Mekân olarak çoğunlukla taşranın seçildiği öykülerde yazar, küçük insanı gerçekçi bir şekilde resmediyor. Kulağımızı tıkadığımız hikâyelere cesurca ses veriyor. Saf hüznü, günahı derinde bir yerde hissetmenin acısını duyumsuyoruz dil kullanımında. Bu da gerçeği dayanılır kılıyor.
Sade ve akıcı bir üslupla ördüğü, metaforlarla süslediği öyküleri okuyucunun zihninde hep taze kalacak. Çünkü yazar öykü yazarken kelimelerle de kısa metrajlı bir film çekmiş adeta.
Demircan, hep yazsın. Kuyulara gömdüğümüz kelimeleri onun sayesinde örtüsünden sıyırırız belki.
Uğur Demircan'ın altı öyküden oluşan Örtü adlı öykü kitabı, esere ismini veren "örtme" ve "örtü" kavramlarının getirdiği imgelerle örülmüş metinlerden oluşuyor. Suçların ve kusurların örtülmesi bu öykülerin ortak teması, diyebiliriz. Böylesi bir ortaklığın öykülerin okurun aklında kalabilmesi adına da güzel bir seçim olduğunu düşünüyorum. Öykülerin tamamı tek isim olarak seçilmiş. Sadece bunla bile eser oluşturulurken belirli bir kurgu temeli üzerinden inşa edildiğini görebiliyoruz. Kitapta özellikle karanlık atmosfer kurulumu olmak üzere temiz dil kullanımı ve diyaloglarla gayet başarılı metinler mevcut. Mekân olaraksa daha çok köy ve kasaba tercih edilmiş.
Bundan sonra yazacaklarımsa daha çok teknik detaylara dair. Kitabın yalnızca altmış yedi sayfa ve sadece altı öyküden oluşmasının benim açımdan yetersiz olduğunu söylemeliyim. Özellikle son öykü olan "Taş"ın yirmi sayfalık hacminin, böylesi az sayıda metinden oluşan sayfa sayısı düşük bir kitap için fazla olduğunu düşünüyorum. Köy ve kasaba anlatımının başarılı olduğunu düşünsem de mekân olarak şehri daha da çok görmek isterdim. Evet, kitabın en hacimli öyküsü olan "Taş" belki kentte geçiyor ama onda da mekân çizimi düşük seviyede. Bu öykü daha çok karakterlerin yaşamına ve gerçekleşen olaya odaklı.
Sonuç olarak başarılı bir ilk öykü kitabı okudum. Benim için dil ve içerik olarak tatmin ediciydi ama yazardan bundan sonraki öykü kitaplarında daha hacimli ve daha çok öyküye sahip eserler bekliyorum. Adettendir, en sevdiğim öykülerse kitabın başında bulunan "Sır" ve "Ortak".
Şuraya yazar Gülhan Tuba Çelik 'ten bu kitapla ilgili sağlam bir inceleme bırakayım:
litrossanat.com/sir-giz-ve-kapa...
Uğur Demircan'ın ilk romanı Kilim gibi ilk öykü kitabı Örtü'yü de severek bir çırpıda okudum. Kendini okutan hikayelerden oluşan bu kitabı rahatlıkla öneririm. Altı öyküden oluşan kitapta Örtü isimli bir öykü yok ama bütün öykülerde bir örtü kaldırılıyor, kaldırılan örtünün altından sırlar, günahlar, beklenmedik finaller ortaya çıkıyor. Kar ve Kum birbirinin devamı niteliğinde, ilki finaliyle ikincisi başlangıcıyla şaşırtıyor. Sır'da adı üstünde dökülen sırlardan sonra final şaşırtıyor. Taş'ta final tam şaşırtmasa da Zeynel gibi insanların olduğunu okumak en çok rahatsız eden şey oldu beni. Ortaktaki örtü daha gündelik hayata dair, karşılaşılması en olası örtü. Sadece Su isimli öyküde örtü bir sırrı değil maziyi kaplayan sular ama bu öykünün asıl şaşırtıcı yanı yazarın fantastik kurguya el atıp suların yükseldiği, bildiğimiz şehrin büyük bölümünün denizin altında kaldığı yeni bir İzmir yaratması olmuş. Olumsuz diyebileceğim nokta olarak Taş da muhtemelen yazıldığı dönem itibariyle Mark olan dönemin genç okuru içine alamaması, tek tük bir iki cümlenin bana didaktik gelmesi sayılabilir. Bakalım ikinci üçüncü öykü kitapları ne zaman çıkar, onlarda ne okuruz?
Turk yapımı bir black mirror olsa bu kitap kaynak olarak kullanılabilir. Kitabın adı içindeki hikayelere mecaz tam uymuş. Ben her hikayeyi ve onu örten her örtü'yü çok beğendim.
Kitabı okurken anlatımında Sebahattin Ali esintisi hissettim. İncelemelere bakınca da benimle aynı fikirde olanları gördüm. Kalemi güzel ancak biraz daha profesyonel bir betimleyici olması gerekiyor. Amatörlükler hissediyorum. Kitap güzel okumalısınız. 8/10
1976 yılında Seydişehir' de doğdu. Kamu Yönetimi mezunu, Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi. Eşi ve kızı ile birlikte İzmir'de yaşıyor. Deneme ve öyküleri Varlık, Türk Dili, Kurşunkalem, Edebiyat Atölyesi Dergisi, Öykü Gazetesi, Hece Öykü, Yediiklim gibi dergilerde ve fanzinlerde basıldı, oggito, trendekiyabancı, ishakedebiyat, Bakırdan, kirpiedebiyat gibi elektronik medyada yayınlandı, Youtube, Spotify, iTunes, GooglePodc vb ortamlarda podcast ve radyo tiyatrosu olarak seslendirildi. Son iki yıldır yayın kurulunda yer aldığı Yük Edebiyat dergisi, “Kilim”in tefrikalar halinde yer aldığı ilk mecra aynı zamanda.
Yazarın ikinci kitabı da Temmuz 2023’te İthaki Yayınları’ndan çıkıyor.