Kırk Evin Delisi, uzun zamandır kitaplığımda bekleyen bir kitaptı.Kitaplığı gözden geçirirken dikkatimi çekti.
Ayıplayan ayıplasın, Başak Daşman'ın oyuncu olduğunu bilmiyordum.Şöyle bir araştırınca " A bu muymuş? " dedim.Sesiyle, görüntüsüyle tanıyıp, adını bilmediğim snatçılardanmış.
Artık asla unutmam.
Kırk Evin Delisi, içinde on altı öykü bulunan, bir ilk kitap.
Başak Daşman'ın anlatım biçimini sevdim.Süslemiyor, lafı dolandırmıyor, çok net ifade ediyor söylemek istediğini.Hayatın açmazlarını dile getirirken, sinmiyor, sesi yükseliyor, hayal gücünü de ıskalamadan.Bana geçen duygu bu oldu en azından öykülerin genelinde.
Güzel bir ilk kitaptı.
İçinde toplam 16 tane kısa öykü var. Uzun zamandır böyle bi şey okumamıştım. Yani hem çok güzel hem psikolojik olarak beni neden rahatlatti bilmiyorum, o kadar içten yazılmış ki okurken o ruh haline bürünmeden edemedim. Çok güzeldi. Bazılarını hatırladiğimda, boş olduğumda dönüp tekrar tekrar okuyacağima eminim. Keyifli okumalarr :)
Farklı farklı öykülerden oluşan bir kitap.Bazı öykülerde kopukluklar yada gereksiz detaylı anlatımlar vardı.Ben beğenmedim.Yarım kalsın istemediğim için sıkılarak sonuna kadar devam ettim.
Tek bir hikaye değil içinde bir sürü farklı hikaye var her birinde fark yaratan bir karakter var. Nasıl yorumlarım bilmiyorum o yüzden size alıntılarımı sunuyorum.
O an ellerini, parmaklarını ve onu o ana bağlayan tüm eklemlerini, tenini, sesini, birbirine benzemez ve ayrı duran her yerini tek tek değil hep beraber sevdiğini hissetmişti. Önce kendini sevmelisin diye başlayan belki haklı ama yalnız mutluluk cümlelerine inat, önce bir başkası sevsin beni, ne olacak ki demişti içinden. Önce biri sevsin beni.
Bir insanın yüzü harita gibidir, üzerinde tek bir çizgi olmasa dahi. Şu an tam olarak nerede olduğunu gösteren bir harita. Senin. Ancak bunu görebilmek için çabasız bakman gerekir. O zaman noktalar birleşir ve görmeye başlarsın. Onun nerede bitip senin nerede başladığını.
..Çünkü bazı adamlar her şey de gülecek bir şey bulur. Hem her şeyin içinde biraz da olsa komik bir şey olduğundan hem de kendini korumak için daha iyi bir silah henüz icat edilmediğinden.
”İnsan ölürken bile başkalarını düşünüyor.” Öyle demek. Yalan yanlış bilseler de olur beni, nasıl anıldığını bileyim de. Yaşarken nasıl birer anı olacağımızın derdindeyiz, nasıl bir adam değil… ya da kadın. Tamam afedersiniz, insan!
Görmek insanı yanıltır Basil. Eline, burnuna, kulağına ve kalbine güveneceksin, sonra gözlerine. Çünkü gözünün gördüğü buralardan geçmeden aklına ulaşmaz.
”Dedin! İçinden dedin. Zaten insanların sadece aklından geçenler ve yazdıkları doğrudur. Asla söyledikleri değil.”
Bağdaş kurmak iyidir. Bir bacağını altına alıp diğerini koluna destek yaparak oturmak daha iyidir ama. O zaman kimseye zarar veremeyeceğin gibi kimse de sana veremez. Yarım bağdaş. O bir ayağından destek alıp fırlar kaçarsın. Tetikte bağdaş oturuşu. Bunu önceden düşünseydim keşke, ölmeden. Gerçi işime yaramazdı. Çünkü
Ben biraz daraldım okurken. Samimi, yalın bir dille yazılmış. Öyküler arası karakterler bağımsız Tekdüze bir kitap değil. Genelde bunalım ruh hali içinde yazmış olduğunu düşündüm. Emeğe saygı :)
İçindeki öykülerle içimizden çıkmış hissi veriyor fazlasıyla.Akıcılık ve öykülerdeki karakterler de gayett uyumlu.Kısacası değişik öyküler okumak istiyorsanız kesinlikle tavsiye edebilirm kafa dağıtmak için de birebir diyebilirim.
Başak Daşman, 1981 yılında İstanbul’da doğdu. 1989 yılında, bir akşam annesi bakkala ekmek almaya gönderdiğinde, az önce son sayfasını okuduğu Spartaküs’ün ve saçlarının arasından esip geçen rüzgârın etkisiyle dünyayı değiştirebileceğine inandı. Mimar Sinan Sanat Tarihi Bölümü ve MSM Oyunculuk Bölümü’nü bitirdi. On yedi yıldır televizyon, sinema ve tiyatro oyunculuğu yapıyor, deneme ve senaryolar yazıyor.. Ve hâlâ inanmaya devam ediyor…